Hakkaniyet güçlünün işine gelendir! | Independent Türkçe

29 Ağustos 2022 0 Yazar: admin

Platon’un, Sofistler (MÖ 5. yüzyıl) olarak malum ve para karşılığında felsefe öğreten seyyah felsefecilere pek de sempati duymadığını, diyaloglarında söz mevzusu felsefecilerin argümanlarını eleştirdiğini biliyoruz.

Filozofumuzun Sofistlere ilişkin eleştirilerine tamamıyla olmasa da katıldığımız noktalar var.

Mesela, hakkaniyet terimi üstüne kimi sofistin savunduğu argümanları bugün bizlerin savunması mümkün görünmüyor.

Bilhassa de güç, iktidar ve hakkaniyet içinde ilişki kurarken adaleti güce bağlı kılan Sofistlerin argümanlarına…

Platon yapıtı Devlet‘te pek fazlaca Sofistin hakkaniyet terimi üstüne ortaya koyduğu tezine yer vermiştir.

Söz mevzusu tezler içinde en çarpıcı olanlarından biri Thrasymakhos’a aittir.

Sofist Thrasymakhos’a bakılırsa kuvvetli olanın zayıf olana hükmetmesi adalete uygundur; şu sebeple “hakkaniyet” dediğimiz “şey” aslına bakarsak her yerde kuvvetli olanın yararını gözetmekten başka bir şey değildir!

Sofist Thrasymakhos devleti yönetenlerin yasaları çıkarırken kendi çıkarlarını gözettiklerini dile getirmişti.

Thrasymakhos’un gözünde: Hakkaniyet, yönetenin işine gelendir. Güç de yönetendedir. O halde hakkaniyet güçlünün işine gelendir!

Evet, kimi Sofistler hakkın kaynağının güç bulunduğunu düşünüyordu. Tam da Thrasymakhos’un yaklaşımında olduğu benzer biçimde.

Bu bölüm, mevzuyla ilgili referans noktalarını ihtiva eder. (Related Nodes field)

Thrasymakhos iktidarı elinde bulunduranın kuvvetli olduğu, dolayısıyla haklı olduğu görüşünü temellendirirken yöneticinin koyduğu kanunların yönetilenler için de doğru ve adil olduğu tezini savunuyordu.

Thrasymakhos’un argümanının çarpıcı neticelerinden biri ise yöneticilerin kendi işlerine gelenden, şu demek oluyor ki çıkarından ayrılan kişileri yasaya, adalete aykırı davrandıkları nedeni öne sürülerek cezalandırmalarıdır.

Sofistlerin güç ile seviye içinde kurmuş oldukları doğrusal ilişkiye itiraz eden Platon’un gözünde doğruluğun yerini gücün almış olduğu bir devlette, iyi yönetilmemeleri sebebiyle düzeni değiştirmeye kalkan yurttaşlar cezayla korkutulurlar.

Buna karşılık fena düzeni öven, yöneticilerine yaranmaya, istediklerini sezinleyip yerine getirmeye çalışan insanoğlu iyi yurttaş sayılarak şan ve şerefe boğulurlar.

Oysaki Platon’un gözünde bir yöneticinin güç istenciyle herhangi bir amaca erişmesi mümkün değildir; şu sebeple güç istenci tüketilemez.

Peki güç istenci niçin tüketilemez?

Bu probleminin cevabı basittir; güç istenci tüketilemez şu sebeple hep daha fazlasını ister.

O halde Platon’un perspektifinden yorumlayacak olursak adaletin egemen olduğu bir devlette güç istencine, güç istencinin egemen olduğu bir devlette ise adalete yer yoktur.

Adaletin egemen olmadığı, aksine güç isteğinin egemen olduğu bir devlette toplumsal bozulma ve yozlaşma neredeyse kaçınılmazdır.

Toplumsal bozulmanın, yozlaşmanın egemen olduğu bir devlette yurttaşlar adeta bir araca, nesneye dönüşürler. Güç istencinin, güç isteğinin nesnesine!

Oysa devletin varlık sebebi insandır, yurttaştır. Esasında bir insan kurumu olan devlette amaç adaletin egemen kılınmasıdır.

Sadece adaletin egemen olduğu bir devlette insan insana yaraşır bir yaşam sürebilir.

Sadece adaletin egemen olduğu bir devlette insan köleliği değil, özgürlüğü deneyimleyebilir ve sadece adaletin egemen olduğu bir devlette insan kendisinde çekirdek olarak bulunan kabiliyetlerini geliştirebilir. 

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.