Hapishanede sanat | Independent Türkçe

29 Ağustos 2022 0 Yazar: admin

Takriben 11 yıl ilkin cezaevlerine karşı duyarlı olan tekil insanoğlu, siyasal tutsaklarla yazışma ve dayanışma çabası içindeyken, akıl almaz yasaklara karşı siyasal tutsakların ayakta kalma ve üretme mücadelesi içinde olduklarını, en çok da fazla “dışarıdan” yeterince mektup alamadıklarından şikâyetçi olduklarını fark ediyorlar.

Bunun üstüne mahpus mektuplarının ve sanatla alakalı ürünlerinin daha geniş bir kesime erişmesi için güçlerini birleştiriyor ve ilk elde bir internet sayfası kurmaya karar veriyorlar.

Tutsaklara moral verme, okuyucuları mektup yazmaya teşvik etme amacıyla kurmuş oldukları sitenin adı www.gorulmustur.org oluyor.

İlk sergilerini de 10 yıl ilkin “Görülmüştür Mahpus Resimleri ve Mektupları” adıyla açıyorlar. Esasen adları de oradan geliyor.

Geçen vakit içinde site bununla beraber bir arşiv merkezi haline geliyor. Kendilerinin ve arkadaşlarının hususi arşivlerinde bulunan mektupları, mahpus fotoğraflarını, şiir-öykü ve resim-karikatür çalışmalarını derli toplu paylaşmak amacıyla siteye yüklemeye girişiyorlar…

Bugün itibarıyla “Türkiye’nin kamuya açık, kolay ulaşılabilen, en varlıklı sanal esir kütüphanesi” cümlesi gerçeğin ifadesi. Bu çerçevede başka bir emek harcama yok aslına bakarsanız. Var ise da ben bilmiyorum.

Tutsakların içeride elle hazırladığı, bu arkadaşlarımızın e-dergi haline getirmiş olduğu sanat-edebiyat dergileri, yüzlerce fotoğraf, karikatür, şiir, öykü, tecrübe etme, yazı, belgeseller, videolar ve binlerce mektup ile bu mektupları yazanların hapishanelerden yolladıkları kendi fotoğrafları site arşivinde paylaşıma açık. Ek olarak, kolektif olarak piyasaya çıkan kitaplar da var…

Bu kadar mı? “Sizin hala bir mektup dostunuz yok mu, iyi fakat onlar sizin için hapiste… Haberiniz yok mu?” adlı kampanyalar açtılar.
 

 

Derhal her yıl yeni bir tema belirleyip siyasal tutsaklarla ortak sergiler düzenliyorlar. Bu sergileri kitaplaştırıyorlar.

Tüm bu emek harcamaları başından itibaren fonsuz-sponsorsuz, imece yöntemi ile sürdürüyorlar…

1 Eylül’de İstanbul’da 78’li arkadaşımız Feyyaz Yaman’ın Koordinatörü olduğu Karşı Sanat Emekleri’nın merkezinde açtıkları ve redfotoğraf grubu ile beraber hazırladıkları “İçeride Dışarıda” adlı sergiyle sürdürecekler…
 

Adil Okay.jpg

Adil Okay, Independent Türkçe için Celalettin Can’ın sorularını yanıtladı

 

– Söyleşiye başlamadan ilkin Adil Okay’ın kurucuları içinde yer almış olduğu Görülmüştür Kolektifi’nin amacını yol yürüyüşünü izahat ihtiyacı dünyaya geldi… Sevgili Adil Okay, ilk sorum ‘Hapishanede sanat’ denince aklına ne geliyor, olsun.

İyi bir sual. Hapishanede sanat… İçeride üreten tüm sanatçıları, yazar, ozan, çizer, oyuncu ve müzisyenleri de kapsayan bir tarif.  İyi ki ‘Hapishane edebiyatı‘ diye başlamadın. Sanırım sen de bu terimi münakaşaya açtığımızı biliyorsun.

 – Evet, fakat gene de özetlemek gerekirse değinsen diyorum.

Biliyorsun Geç Osmanlı’dan başlayarak bugüne dek nerede ise tüm iktidarlar sanatı ve sanatçıyı düşman bellemiştir. Kısa demokratik rahatlama dönemleri haricinde bu hep bu şekilde olagelmiştir.

Muhalif karakterleri sebebiyle sanatçılar sansürle, açlıkla, sürgünle cebelleşmiş, kimi vakit da zindana düşmüş, kimi vakit da egemenler tarafınca katledilmişlerdir. Sivas Katliamı’nın acısı halen yüreğimizde.  

Velhasıl neredeyse yüzyıldır bu zulüm sürmektedir. Zindanla tanışmayan muhalif sanatçı yok denecek kadar azdır. Bugün itibarıyla ise hapishanede üreten yüzlerce sanatçı adı sayabiliriz.

İşte bu sanatçıların tümünü Hapishane Edebiyatı çerçevesinde değerlendirmek yanlıştır. Mesela halen hapishane olan Nüdem Durak müzisyendir.

– ‘Hapishane edebiyatı’ terimi artık yerleşti fakat değil mi? İçeriğinin doldurulmasından söz etmek gerekir bir ihtimal…

Evet, doğru. Tarihçesini uzun seneler öncesine götürebileceğimiz ‘hapishane edebiyatı’ terimi tartışmalıdır. Yoruma açık olsa da bu tarif artık edebiyat diline yerleşmiştir. Sadece bu kategorinin yanlış yorumlanmasına itirazımız vardır.

Hapishane edebiyatı’ denince ‘içeride yazılan ve bir tek hapishane temalı olan yazınsal eserler’ anlaşılmaktadır. Bu yanlış bir kanıdır.

Nazım Hikmet’ten, Cigerxwin’a, Sebahattin Ali’den Kemal Tahir’e, Orhan Kemal’den Atilla İlhan’a, Çetin Altan’dan Musa Anter’e, Rıfat Ilgaz’dan Ahmed Arif’e, Enver Gökçe’den Arif Damar’a, Süleyman Okay’dan Feride Çiçekoğlu’na, Sevgi Soysal’dan Hasan Hüseyin Korkmazgil’e, Yılmaz Cenup’den Mehmet Uzun’a ve diğerlerine kadar yolu hapishaneden geçmiş birçok ozan ve yazarın şiir, öykü, roman, piyes, senaryo ve hatırat türlerinde yazdıkları kitapların bazılarında içeriyi anlattıkları doğrudur.

Sadece aynı yazar ve şairler içeriden dışarıya da bakmışlar, dışarıdaki mekânları ve hayatları da betimlemişlerdir.

Bu yüzden ben içeride yazılan tüm kitapları münakaşaya açık olan ‘hapishane edebiyatı’ kategorisine sokmak ve bu şekilde adlandırmak yerine, “hapishanede üretilen eserler” yada senin zarif ifadenle “sapishanede sanat” demeyi yeğliyorum.

Dr. Ayhan Kavak ile birlikte hazırlamış olduğumuz Firari Yazılar adlı kitabımızın önsözünde bu mevzuyu münakaşaya açmıştık.

Ek olarak yukarıda değindiğim benzer biçimde içeride plastik sanatlarla ilgilenenleri de unutmamak gerekiyor. Mesela geçtiğimiz yıllarda Görülmüştür Kolektifi olarak içeride olan 22 ressam ve karikatüristle beraber özgürlük temalı bir karikatür sergisi düzenlemiş ve hemen sonra bu sergiyi ‘Duvarları Delen Çizgiler’ adıyla kitaplaştırmıştık.

Bu kitapta yer edinen çizerlerden 45 yaşındaki Aynur Epli 18 yaşından beri tutsaktır. Fotoğraf hayata geçirmeye içeride başlamış, üslubu olgunlaşmış ve belli bir ustalığa ulaşmıştır. Epli’nin ilk sergisi ‘İçeride Dışarıda Hanım’ 2 adıyla Görülmüştür Kolektifi‘nin çabasıyla benim küratörlüğümde açılmıştır.
 

78'ler Görülmüştür grubu Ses Sanatçısı Kadir Çat ile....jpg

78’ler Görülmüştür grubu Ses Sanatçısı Kadir Çat ile beraber

 

– Hapishanede üretmek kolay olsa gerek mi? Basına da sık sık yansıyan hazzı yasaklardan ve öteki negatif koşullardan kaynaklanabilecek sıkıdüzen ile otosansür sorununu iyi mi aşıyor esir sanatçılar?

Elbet zor. Kimi vakit imkânsız görünüyor. İşte tutsaklar o engelleri aşıyor. Aşıyorlar fakat ne bedeller ödüyorlar. Keyfiyet diz boyu. Akıl almaz fenalık şekilleri buluş ediyor hapishane idareleri. Devlet vur diyor, onlar öldürüyor.

Kısaca serüven filmlerine ya da duygusal aşk öykülerine benzemiyor içerideki hayatlar. İçerisi her daim ayaz, karanlık. Dayanışma diyeceksiniz fakat o da kolay değil. Koğuş sistemi de ortadan kalktı. Tek kişilik hücrelerde, üç kişilik hücrelerde dayanışmak kolay mı?

Bizim dayanışmamız da bir çok vakit engelleniyor. Esir ressam Aynur Epli’ye çizim kalem seti yolladım vermediler. Yolladığımız onlarca yasal kitap “sakıncalı, tehlikeli” diye sahiplerine verilmedi. Hapishane depolarında çürümeye bırakıldı.

Aynur da bana yollamış olduğu mektupta bu mevzuya değinmişti. Ondan da bir alıntı yapayım:

Maalesef, yüzyıllar süresince sıkıdüzen sanatın ve sanatçıların baş belası olageldi. Sanatçının toplumla buluşmasının önü alındı. İktidarın sanat ve sanatçıdan bir korkusu söz mevzusu. Şundan dolayı özgür yaratıcılık, marifet iktidarın doğasına terstir. Onlar üretmek, yaratmak yerine tüketiciler, o yüzden sanatçının esrarengiz üretim hayatına tahammül edemiyorlar. Yaratmaya ve yaratana yabancılar. Mikro iktidarlar kraldan daha kralcı oluyorlar. Biz zindanda olmamız dolayısıyla daha çok sansüre maruz kalıyoruz. Oldukça absürt gerekçelerle insanoğlunun en mahrem alanına kadar bir müdahale, kendine nazaran ayar verme oluyor; olmadı oldukça rahat el koymak, hazzı şekilde yaptığını tahrip etme hakkını kendilerinde oldukça rahat görüyorlar.

Gene Aynur benzer biçimde esir olan karikatürist Mehmet Boğatekin ile de bir söyleşi yapmış, ona da benzer bir sual yöneltmiştim.  

Cenup dergisinde piyasaya çıkan o söyleşiden, Mehmet’ten de alıntı yapayım, sanırım aydınlatıcı olur.

Mekânın yazı – çizim süreci üstünde tesiri muhakkak var. Birincisi yaptığınız çizim birkaç gözden geçerek esas muhatabına (dışarıdaki okuyuculara-izleyicilere) ulaşacak. Her aşamayı sorunsuz aşması gerekiyor. Hele ki politik mevzuyu çizmişseniz hassasiyetler artar ve kimi zaman kastetmediğiniz anlamlar bile yüklenebilir, başınız derde girebilir.  

(…) Bakınız C. Pavese’in ‘Yaşamın saldırılarına karşı bir savunmadır sanat -edebiyat’ sözü hapishanede üretim yapanlar için daha bir anlam ifade ediyor. Şundan dolayı bir çok vakit içeride bir şeyler üretmek bizim için bir varoluş gerekçesine dönüşüyor. Hapis yaşamının ağır hükmüne karşı direnebilmek için üretiyoruz.

Ömrümüzden alınan on yılların ruhumuzu ve bedenimizi ‘çürütmemesi’ için, yaşamı daha katlanılabilir kılmak için yazıyoruz-çiziyoruz. Başka türlü 25-30 yılı iyi mi devirebilirdik ki!

– Sen ve esir Hekim Ayhan Kavak ozan ve yazarlarla söyleşiler yaparak bir kitap hazırladınız. Birazcık ilkin değindin. Firari Yazılar adını verdiğiniz bu kitap Klaros yayınlarından çıktı. Çok da fazla ses getirdi, bir boşluğu doldurdu. Söyleşi sorularından biri içeride zor koşullarda hazırlanan bir kitap dosyasını yayınlatabilmenin zorluğu hakkındaydı. Bu mevzuda birkaç kural dışı haricinde içerideki yazar ve şairler oldukça dertliydi. Dışarıdan yeterince destek alamadıklarını, teknik engelleri aşamadıklarını, hapishane okuma komisyonun barajını aşsalar bile yayınevlerinde dosyalarının senelerce bekletildiğini belirttiler.

Evet, bu mevzuda şikayetler genel anlamda birbirine paralel. Firari Yazılar‘a katkı sunan esir yazarlardan İbrahim Şahin bizlere şöyleki cevap vermişti:

Sanırım pek oldukça edebiyatçı için ürününü yayınlatmak, sürecin en sıkıntılı süreci olsa gerek. Temel güçlük gene sınıfsal düzlemde gösteriyor kendisini. İdeolojik bakış farkı, yayınevlerinin, daha doğrusu parayı ölçüt alan yayınevlerinin ‘beğeni’lerinin de farklılığını açık ediyor, bu da kitabınızın yayınlanmamasının öne sürülen sebebi oluyor.

Bir defasında yazdıklarımın sert olduğu dahi söylendi bana. Yahu sizin temsil ettiğiniz sınıfın halka saldırılarından daha sert yazmam mümkün mü? Ben ne kadar sert yazsam gene de sizin zulmünüzü anlatmaya kifayet etmez.

Gene Firari Yazılar‘daki söyleşisi piyasaya çıkan tutsaklardan Selahattin Demirtaş’tan da bir alıntı yapayım:

Mahpusun en oldukça yapmış olduğu şey hayal kurmaktır, bunun için yeterince zamanı da vardır. Sadece kalabalık koğuşlarda yazmak için yoğunlaşma ve konsantrasyon sorunları kesinlikle yaşanıyordur. Kısıtlı imkân ve kısıtlı mekânda edebiyat ürünü yaratabilmek normal olarak kolay bir iş değil. Esasen hapishane edebiyatını kıymetli kılan da budur.

Özgürlüğünüzün elinden alındığı bir ortamda özgürce yazabilmek ciddi bir iştir. Cezaevinde birçok arkadaşın okuma yapma, araştırma imkânı da son aşama kısıtlıdır. Oysa iyi bir yazar her şeyden ilkin iyi bir okurdur. Bu engellere karşın içerdeki okuma oranı dışardakinden yüksektir.

Siyasal tutsakların hususi azim ve çabaları yardımıyla kendilerini geliştirdikleri, muhteşem koşullarda yazarlığa adım attıkları düşünüldüğünde içerde yazılmış her kitabın değişik bir anlamı ve kıymeti olduğuna inanıyorum. Genel anlamda küçümsense de bu eserlerin edebiyat hayatına mühim bir katkı sunmuş olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

– 1 Eylül’de İstanbul’da Karşı Sanat Galerisinde yeni bir serginiz açılacak. Siz istikrarlı şekilde her yıl değişik bir temada tutsaklarla birlikte yeni bir sergi hazırlıyorsunuz. Birkaçı hariç diğerlerini “Red fotoğraf grubu” ile birlikte hazırladınız. ‘İçeride Dışarıda’ adını verdiğiniz bu sergi hakkında da konuşsak…

Evet. Daha ilkin de “Görülmüştür kolektifi” ve Redfotoğraf Grubu olarak beraber hazırlamış olduğumuz “İçeriden Dışarı – Dışarıdan İçeri Fotoğraf Köprüsü” ile “Düşler Esir Edilemez” ve ‘Özgürlüğün Sesi’ adlı sergilerle kamuoyunun dikkatlerini hapishanelerde Tecride Karşın Üreten tutuklu ve hükümlülerin yaşadıkları hak ihlallerine çekmiştik.

Bu kez ‘İçeride Dışarıda’ adını verdiğimiz sertlik temalı yeni sergi projesi için yola çıktık.
 

 

– Niçin sergiye “İçeride Dışarıda” adını verdiniz…

Şundan dolayı sertlik hem dışarıda hem içeride sürüyor. Yaşamın her alanında. Doğal olarak Sergimizin adı sertlik sarmalında dünya ya da sertlik sarmalında ülke olabilirdi.

‘Hak, hukuk, hakkaniyet ve sertlik kavramları size neyi ifade ediyor, bizlere metinle, fotoğrafla, şiirle, resimle, karikatürle betimleyin’ diye yazabilir, içerideki/dışarıdaki sanatçılardan bu temada yapıt isteyebilirdik.

Fakat biz çalışmanın daha spesifik olmasına itina gösterdik ve ‘İçeride Dışarıda‘ adını verdiğimiz bu sergi için başvurduğumuz sanatçılardan hanıma, çocuğa, emekçiye, mülteciye, LBGTİ+lara, tabiata, hayvana uygulanan şiddetin ve/yada bu şiddete karşı direnişin betimlenmesini istedik.

Bilhassa soyutlama içinde tecridi yaşayan, zor koşullarda üreten içerideki yazar, ozan ve çizerlerden cevap gelmesi uzun sürdü.  

Fakat sonuçta başardık. Sergimize sertlik temalı olduklarını düşündüğümüz eski esir mektuplarından, şiir ve desenlerinden de örnekler koyduk.

Sergimize gönüllü küratörlük icra eden Ezgi Bakçay’ın ve Karşı Sanat ekibinin ince dokunuşlarıyla projemiz gerçekleşmiş oldu.
 

 

– Hapishanelerde yüzlerce sanatçının, binlerce üniversite mezununun, onlarca bilim insanı var, biliyorsunuz ki. İçeride üretmeye devam ediyorlar.

Evet. Türkiye hapishanelerinde binlerce politik mahpus özgürlük ve eşitlik taleplerini soyutlama şiddetine ve sıkıdüzen kılıcına karşın yazıyla ve mısrayla, fırça ve tuvalle, söz ve nota ile kimi vakit da sloganla sürdürmektedir.  

Görülmüştür Kolektifi olarak hazırlamış olduğumuz sergilerde ve kitaplarda yer edinen esir eserleri, 10, 20, 30 senedir zindanda olan binlerce insanoğlunun kesintisiz üretiminin bir tek ufak bir bölümüdür.

 
– Merakla bekliyoruz. Buradan duyuru da yapmış olalım.

Sergimizi İstanbul’dan sonrasında başka kentlere ve ülkelere taşıyacağız. Daha ilkin olduğu benzer biçimde. Bunun için destek, çağrı bekliyoruz.

Biz fonsuz, sponsorsuz etkinlik gösteren bir grubuz. Bu anlamda Demokratik Kitle Örgütlerinin, Meslek Odalarının, belediyelerin, sanat örgütlerinin desteğini bekliyoruz. Zira bu sergi bununla beraber sizin serginizdir diyoruz.
 

M. ENES TUNÇ 1 NO’LU T TİPİ HAPİSHANE DİYARBAKIR. siddet sergisinden.jpg

Sertlik sergisinden, M. Enes Tunç 1 No’lu T Tipi Hapishane, Diyarbakır

 

– İzleyiciler neler görecek bu sergide?

Bu sergide içeride / dışarıda yaşanmış olan şiddetin -acıları yarıştırmadan- açık, kapalı metaforlarla betimlendiğini görmüş olacaksınız.

Bu sergide tabiatın çığlığını duyacaksınız. Katledilen tabiatın, kesilen ya da yakılan yüz milyonlarca ağacın, nesli tükenen hayvanların, suları kirlenen ya da kuruyan nehirlerin, göllerin çığlığını hissedeceksiniz.

Bu sergide sermayenin ekolojik talanına karşı savaşım eden insanların uğradıkları baskıya karşın başkaldırışlarını görmüş olacaksınız.

Bu sergide kimlik hakkı için, özgürlük ve eşitlik için savaşım eden, bu uğurda şiddete uğrayan, zindanlara düşen insanların seslerini duyacaksınız.

Bu sergide derslik/emek diyen, iş cinayetlerine, paracı yağmaya karşı savaşım eden insanların umutlarına tanıklık edeceksiniz.

Bu sergide siyasal zor, cenk, açlık ya da kuraklık benzer biçimde afetler sebebiyle umuda yolculuğa çıkan, Akdeniz’de boğulup ölen, dağlarda soğuktan donan ya da sığındıkları ülkelerde ırkçılar tarafınca katledilen, fuhuşa zorluk çeken, yarı köle benzer biçimde çalıştırılan milyonlarca “göçmenin- mültecinin – sığınmacının” trajedisi ile bir kez daha yüzleşeceksiniz.

– Teşekkürler Adil Okay!

 

 

Kaynak:

1. Duvarları Delen Çizgiler, yayına hazırlayan Adil Okay, Ütopya yayınevi, Ankara, 2018.
2. https://www.milliyet.com.tr/yerel-haberler/mersin/cezaevinde-kadina-siddeti-cizdi-11116353

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.