Kapitalizmde uzayın kolonileştirilmesi, dünyanın yok edilmesi demek

Kapitalizmde uzayın kolonileştirilmesi, dünyanın yok edilmesi demek

30 Eylül 2022 0 Yazar:

Şubat 2022’de Adam Smith Enstitüsü, Dünya’daki yoksulluğu ortadan kaldırmak amacıyla Ay’ın özelleştirilmesi icap ettiğini iddia eden bir rapor yayımlamıştı. Rapora nazaran Ay, arazi parsellerine bölünmeli ve uzay turizmini, araştırmalarını ve keşfini teşvik edecek işletmelere kiralanmaları amacıyla çeşitli ülkelere tahsis edilmeliydi.

Her neyse ki halihazırda bu tür planların önünde duran bir antak kalma var. Dış Uzay Anlaşması, 1967’de Birleşmiş Milletler tarafınca, ülkelerin ve bireylerin uzayda mülk sahibi olmasını yasaklama fikriyle hazırlanmıştı. Antak kalma dış uzayın askerileştirilmesinin yanı sıra burada tabanca kontrol edilmesini ve askeri üs kurulmasını yasaklıyor.

Bununla beraber Adam Smith Enstitüsü, “uzay yarışında her zamankinden daha çok ülke ve şirket rekabet ederken, 1960’ların modası geçmiş düşüncesini geride bırakmanın ve dünyadışı iyelik hakları sorununu oldukca geçmeden çözmenin bizim için dirimsel ehemmiyet taşıdığını” korumak için çaba sarfediyor.

Bu bölüm, mevzuyla ilgili referans noktalarını ihtiva eder. (Related Nodes field)

Bu görüş halihazırda bir dereceye kadar gerçeğe dönüştü. 2020 ‘de NASA, hususi teşebbüslerin Ay’dan kaynak çıkarmasını destekleyeceğini duyurarak, şirketlere bu yönde olanak sağlamak için bir emek verme başlatmıştı.

Eski NASA Internasyonal İlişkiler Şefi Mike Gold, kapitalizmin yeni sınırını özetleyerek, “Bu uzay kaynakları için ufak bir adım, siyaset ve emsal için devasa bir sıçrama” demişti. Bu zamanda, dünyadışı kaynakların özelleştirilmesine müsaade eden benzer bir mevzuat Lüksemburg, Hindistan, Çin, Japonya ve Rusya’da da uygulamaya konmuştu.

Gene 2020’de NASA, politikasını değiştirerek sivil astronotların Internasyonal Uzay İstasyonu’na gitmesine izin vermişti. Nisan 2022’deyse tamamı sivil astronotlardan oluşan ilk mürettebat, “ticari uzay uçuşunda kilometre taşı” diye nitelenen bir haftalık bir göreve başlamıştı. Benzer şekilde Elon Musk’ın SpaceX’i ve Jeff Bezos’un Blue Origin’i de uzaya kendi hususi uçuşlarını başlattı.

Kısacası, uzayın ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesi hızlanıyor. Uzay turizmi, göktaşı madenciliği ve uzaydaki uydulardan web bağlantısı artık bilimkurgu değil. Bunlar, “gelecekteki gelişme” ve “ilerleme” için potansiyel birer kaynak haline geldi.

Ay ne işe yarar?

20. yüzyıl filozoflarından eleştirel bakışını insanların düzenlemiş olduğu uzay araştırmalarına çeviren biri var ise o da Günther Anders’tır.

1902’de Polonya’nın Breslau kentinde (şimdiki Wrocław) Günther Stern adıyla dünyaya gelen Anders, Ernst Cassirer, Edmund Husserl ve Martin Heidegger’in öğrencisiydi. Ilkin gazetecilik yapmış oldu ve yazılarında, “Stern” yerine Almancada “değişik” anlamına gelen “Anders”ı imza olarak kullanmaya başlaması da bu döneme denk gelir. Eşi Hannah Arendt’le yaklaşan Hitlerizm gerçeğini fark etti. 1931-32’de yazıya döktüğü kehanet niteliğindeki distopik ve antifaşist romanı Molos Katakombu’nu (Die molussische Katakombe), 1933’te Hitler’in iktidara geldiği dönemde Paris’te sürgündeyken tamamladı. (Sadece roman, yaşamını kaybetmiş olduğu 1992’de yayımlanacaktı). Kariyeri süresince teknoloji, atom çağı, Auschwitz, Hiroşima ve Ay hakkında kapsamlı yazılar kaleme aldı.
 

elon musk - reuters.jpg

Teknoloji milyarderi Musk, şirketi SpaceX’le uzay turizmi alanında en iddialı adlardan (Reuters)

1969’da Anders, 20. yüzyılın gerçek anlamda ilk küresel tv yayını niteliğindeki Ay’a inişi izleyen 650 milyon şahıs arasındaydı. Bir çok şahıs Neil Armstrong’un meşhur “Bu insan için ufak, insanlık için büyük bir adım” sözünden büyülenirken, Anders değişik bir perspektif benimsedi. The View from the Moon: Philosophical Reflections on Space Travel (Ay’dan Görünüm: Uzay Yolculuğu Üstüne Felsefi Düşünceler) adlı kitabında, bunun “daha iyi bir geleceğe götürmüş olan yoldan uzaklaştığı” seviyede insanlık için büyük bir adım olduğu yorumunu yapmış oldu.

Yeni bir Soğuk Harp çıkıyor benzer biçimde görünse de yıldızlardaki geleceğimiz, bugün ülkeler (ABD’ye karşı SSCB) arasındaki yarıştan ziyade hususi firmalar (SpaceX’e karşı Blue Origin vb.) tarafınca belirlenmekte.

Uzayın temellükünün olasılıkları hakkında “profilaktik felaketçiliğiyle” bizi uyaran Anders’tı. İnsanın Eskimişliği kitabının ikinci cildi olan Üçüncü Sanayi Devrimi Çağlarında Yaşamın Tahribatı’nda, bilimin değişen görevi hakkında bir sav öne sürdü. Çağdaş bilimin misyonunun artık “sırrın, doğrusu bir şeyin sırrının yada gizli saklı özünün peşine düşmek” değil, temellük edilebilecek gizli saklı hazineleri keşfetmek bulunduğunu savundu.

Anders, “Ay ne işe yarar?” diye sorar. Verdiği cevapsa kolay fakat korkutucudur: hammadde. Hatta daha ileri giderek hammadde olmanın, artık var olmanın kendisi haline geldiğini söyler. Bu temel bir doğa ötesi sav.

Anders, Ay yolculuğunun “varış değil, başlangıç noktası” bulunduğunu savundu. Ay’ın insanoğlu tarafınca keşfi olarak sunulan şey, aslen “Dünya’nın kendisiyle karşılaşmasıydı”.
 

jeff bezos - reuters.jpg

Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, Blue Origin projesiyle geçen yıl ekimde uzaya gitmişti (Reuters)

Kısa sürede tasarlanan James Webb Teleskobu’nun evrene dair görüntüleri tüm dünyayı heyecanlandırdı. Anders için evren ne kadar yüce görünürse, gezegenimizin halihazırda gerçekleşen yıkımı da o denli ağlatısal olur. Teknoloji ne kadar gelişirse, yıkım ve kendini yok etme ihtimali de o denli artar.

Anders’a nazaran teleskoptaki görünüm, biz insanların daha büyük görünmesini sağlamıyor. Aksine, “Sanki evren ceza olarak bir dürbünden bizlere geri bakıyor, teleskopik görüşümüzle genişlediği seviyede bizi küçültüyordu” diye yazar.

Mürettebattaki Filozoflar

Anders’ın “Dünya’nın kendisiyle karşılaşması” formülasyonunu kabul edersek, bugün aynada ne görüyoruz? Modern “Yeni Uzay Çağımız” neyi temsil ediyor?

Anders, 50 yıl ilkin “taşralılık” olgusunu şu şekilde tanımlamıştı: Dünya’da meşhur yada kuvvetli olmak için uzaya giden adamlar. Bu bağlamda, ister istemez Jeff Bezos benzer biçimde bir figürün William Shatner’ı (Uzay Yolu’nun Kaptan Kirk’ünü) göndermesi akla geliyor.

Anders, uzay araştırmalarıyla insanoğlunun “kendisinden daha taşralı” hale geldiğini bundan dolayı “dünyamızı genişletmesi” ihtiyaç duyulan uzay yolculuklarının tam tersi bir tesir yarattığını, doğrusu bizi Dünya’ya daha da saplantılı hale getirdiğini yazar. Yakın gelecekte, işgal edilen gezegenler büyük olasılıkla ilk olarak kıymetli kaynakların çıkarılması için üs görevi görecek, bu da Dünya’daki en varlıklı kişileri daha da zenginleştirecek. Anders, “Gelecek çoktan başladı” diye yazar.

Fakat geçmişin hizmetinde.

İnsanın Eskimişliği kitabına alternatif olarak Der Blick vom Mond (Ay’dan Görünüm) başlığını vermeyi düşündüğünü öne sürmüştü. Sadece sonunda vazgeçti bundan dolayı bu, gezegenimizin kullanılmaz hale geldiğini, onu terk edip yaşanabilir başka gezegenler bulmamız icap ettiğini ima edecekti. Anders’ın niyeti bu tarz bir olay değildi.

Tam da Dünya’nın kullanılmaz hale geldiği mefhumu, Musk ve Bezos benzer biçimde uzayın yeni işgalcilerinin var olma sebebine dönüştü. Çıkarma, biriktirme ve kâr için yeni kaynaklara gerekseme duyarak, bedeli Dünya’nın yok edilmesi olsa bile uzayı kolonileştirmeye çalışıyorlar.
 

Günther Anders - abd.jpg

Anders, II. Dünya Savaşı’nda Nazi rejiminden kaçarak ABD’ye sürgüne gitmiş, bir süre Hollywood’da senaryo yazarlığı hayata geçirmeye çalışmıştı (Avusturya Ulusal Kütüphanesi Edebiyat Arşivi)

Apollo astronotlarının Ay’da gördükleri, milyonlarca tv seyircisi (o zamanlar dünya nüfusunun ortalama 5’te biri) tarafınca aynı anda seyredildi. Sadece Anders, bunu bir medya gösterisinden daha fazlası olarak görmüş oldu.

Bunu küreselleştirici ve doğa ötesi bir vaka olarak kabul etti:

Bir tek onlar karşılaşmadı, ikimiz de deneyimledik. Biz Dünya’da kaldığımız ve dünyevi canlılar da yeryüzünün ta kendisi olduğundan doğrusu şunu söyleyebiliriz: İlk kez (ve bu tamamen başka türden bir zamanı vaka) Dünya, bir aynanın karşısında durarak kendisi üstüne düşünebilen bir kalite kazanmıştır; ilk kez özbilince ya da en azından özalgıya kavuştu.

Komuta modülü pilotu Michael Collins, Apollo 11’in Ay’daki görevinin peşinden Dünya’ya döndükten sonrasında, herkesçe bilinmiş olduğu suretiyle gelecekteki uçuşlarda “gördüklerimiz hakkında daha iyi düşünce sahibi olabilmemiz için bir şairin, rahibin ve filozofun da yer alması icap ettiğini” söylemişti.

Mürettebata katılacak felsefeci için Günther Anders muhteşem bir aday olurdu. Eserlerinin bir çok (Ay’dan Görünüm da dahil) hâlâ oldukca bilinmese ve İngilizceye çevrilmese bile tam da teknoloji, kıyametler ve uzay araştırmaları hakkında emek harcamaları günümüzde bizlere rehberlik edebilir.

Bugün elimizde evrenin kökenlerinin yüksek çözünürlüğünde olan görüntüleri varken, Anders’ın “Ay ne işe yarar?” sorusu asla olmadığı kadar mühim. Öte taraftan bu sual, “Evren ne işe yarar?” şeklinde de genişletilebilir. Dünya’yı yok etmeyi sürdüreceksek, evrenimizin büyüsünü keşfetmek ne işe yarar? Aynı paracı yayılmacılık ve kaynak çıkarma mantığıyla kolonileştirmeyi planlıyorsanız, Mars ne işe yarar?

Evreni keşfetmenin yanı sıra Dünya’yı yeniden keşfetmemiz ve onu yeni “uzay araştırmacılarından” yada kendilerini “işgalci” duyuru edenlerin ölümcül mantığından korumamız lüzumlu.

Günther Anders herhangi bir uzay görevi için muhteşem bir aday olsa da Dünya’yı daha iyi görebilmek adına Ay’a gezi etmek zorunda değildi. Fakat Ay’ı da görmüş oldu.

https://jacobin.com/2022/

Independent Türkçe için çeviren: Yasin Sofuoğlu
 

Bu yazı kaynağından aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. İfade edilen görüşler Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.