Namık Kemal’den Abdülhamid’e mektuplar | Independent Türkçe

Namık Kemal’den Abdülhamid’e mektuplar | Independent Türkçe

28 Ağustos 2022 0 Yazar: admin

Sultan Abdülhamid, 33 senelik iktidarından sonrasında tahttan indirilmişti; fakat darbeyi gerçekleştirenler buruk bir luk yaşıyorlardı.

Yıldız Sarayı basılmış burada bulunan pek fazlaca kıymetli eşya tahrip ve yağma edilirken yüzlerce sandık jurnal ele geçirilmişti.

Bu durum sonrası Meclis ve medya ikiye bölünmüştü. Bir kesim, ele geçirilen jurnallerin bir an ilkin kamuoyu ile paylaşılıp jurnalcilerin teşhir edilmesini isterken bir kesim ise bu jurnallerin ihtilal sonrası ortaya çıkan birlik havasına zarar vereceği sebebi öne sürülerek yok edilmesini talep ediyordu.
 

Sultan Abdülhamid.jpg

Sultan II. Abdülhamid / Fotoğraf: Wikipedia

 

Jurnallerin bir an evvel yayımlanmasını isteyen grup, 31 Mart Vakası’nı bastırarak İstanbul yönetimine el koyan Mahmut Şevket Paşa’nın huzuruna çıktı.

Vekiller ve aydınlardan oluşan bu grup ele geçirilen jurnallerin bir an ilkin kamuoyu ile paylaşılmasını talep etti.

Meydana getirilen incelemeler sonrası ortaya çıkan korkulu manzarayı gören Şevket Paşa, ziyaretine gelenlere durumun vahametini anlatmak için şu ifadeleri kullanır:

Ne bilirsiniz benim de jurnalimin çıkmayacağını!

Mithat Sertoğlu’nun, mühim tarihçilerimizden İsmail Hakkı Uzunçarşılı’dan naklettiği bir vaka ise şöyledir.

Uzunçarşılı ele geçirilen jurnallerin tasnif edilmesi için kurulan ekipte vazifelendirilir; sadece Uzunçarşılı işini yarıda bırakır bu göreve devam etmez. Kendisine sebebi sorulduğunda şöyleki yanıt verir;

Evet, vazgeçtim. Şu sebeple fazlaca saygı ettiğim filanca zatın da jurnaline rastladıktan sonrasında, bu tarz şeyleri tetkike birazcık daha devam edersem, bu memlekette slm vereceğim adam bulamayacağımdan korktum.

Bu vaka öğrenek vericidir, bu sebeple sonrasında jurnallerin tasnif edilmesi için kurulan ekiplerin hepsi birbiri ardınca dağılmış, kimse jurnallerin muhteviyatında yazanların zamanı sorumluluğunu almak istemeyerek görevden feragat etmiştir.

Bu bölüm, mevzuyla ilgili referans noktalarını ihtiva eder. (Related Nodes field)

Her şeyin tıkanma noktasına geldiği bir zamanda Enver Paşa ve fedaileri Sultanahmet Meydanı’nda bulunan hükümet binasını basıp harbiye nazırını öldürdü ve sadrazamı istifaya zorladı.

Bu olay jurnaller için de dönüm noktası olmuştu. İttihat ve Terakki mensupları iktidarı tamamen ele geçirdikten sonrasında jurnaller meselesine de el atmıştı.

Harbiye Nazırlığı bahçesine toplanan binlerce jurnal üst üste yığıldıktan sonrasında ateşe verildi.

Yavaş yavaş yanarak kül olan bu jurnaller ortadan kalkmasına karşın tartışması hiçbir süre bitmemiştir. 
 

hafiye teşkilatı.jpg

Hafiye Teşkilatı / Fotoğraf: Wikipedia

 

Abdülhamid’in Hafiye Teşkilatı’nı kurması

Sultan İkinci Abdülhamid, tahta çıkması beklenmeyen bir şehzadeydi. Bu yüzden öteki şehzadelere bakılırsa nispeten özgür yetiştirilmişti.

Başta Mısır olmak suretiyle birçok yurtdışı seyahati gerçekleştirmişti. Ticaretle uğraşmış borsada fazlaca para kazanmıştı. Kaderin cilvesi Sultan Hamid’e tahtın yollarını açmıştı.

Tahta çıkışı ise kendisi için tam bir travma olmuştu. Amcası Sultan Abdülaziz hal edildikten sonrasında şüpheli bir halde ölmüş, büyük ağabeyi Sultan Beşinci Murad tahta çıktıktan kısa bir süre sonrasında ruh sağlığını tamamen yitirmiş ve tahttan indirilmişti. 

Daha da kötüsü Sultan Hamid, Mithat Paşa’nın kontrolünde olan hükümette 93 Harbi’ne tanık olmuş, devlet adamlarının yanlış kararlarının iyi mi büyük felaketlere sebep bulunduğunu görmüştür.

Lakin onu büyük bir kuşku sarmalına sürükleyecek olay ise Ali Suavi’nin gerçekleştirdiği Çırağan Baskını’dır.
 

Çırağan Baskını.png

Çırağan Baskını  / Fotoğraf: Wikipedia

 

Cübbesi ve sarığıyla aykırı fikirleri ile tanınan Galatasaray Lisesi eski müdürü Ali Suavi 93 Harbi sonrası İstanbul’da sığınmacı durumuna düşmüş Müslüman ahaliyi yanına alarak Çırağan Saray’ını basmış ve burada nezaret altında bulunan Sultan Beşinci Murat’ı tahta çıkarmaya girişim etmişti.

Ali Suavi, Yedi Sekiz Hasan Paşa’nın kafasına vurmuş olduğu bir sopa darbesiyle ölmesi darbe teşebbüsünün akamete uğratmıştı.

Bu hadise sonrası Sultan Abdülhamid sonunun amcası Abdülaziz şeklinde olacağından kaygı ederek yanlış kararlar almıştı.

Sultan Abdülhamid ihtimaller içinde bir darbe girişimini engellemek, kendisi ve ailesini koruması için İngiliz Büyükelçisi vesilesiyle Birleşik Krallık’tan yardım talep etmişti.

Bu talep Osmanlı’ya pahalıya mal olmuştur. İngiliz zırhlıları İstanbul Boğazına demir atmış, peşinden vehmin sebep olduğu krizlerden birisinde Kıbrıs İngilizlere tek kurşun atılmadan bırakılmıştı.

Sultan Abdülhamid sakinleşip, kendisine vardığında tabir-i caizse iş işten geçmişti. Ata yadigarı topraklar İngilizlere kaptırılmış bu durum Sultan Abdülhamid’i derin bir üzüntüye sevk etmişti.

Sultan Abdülhamid bigün, kendisine oldukça isabetli bilgiler getiren bir Paşa’ya bunu iyi mi yaptığını sorar.

Paşa belli kişilere kendi cebinden ödediği bir miktar para karşılığında bu kişilerin kendisine ufak notlar hazırlayarak bilgiler temin ettiğini söyler.

Bu olay Sultan Abdülhamid’e parlak bir düşünce verir, hukuken Polis teşkilatına fiilen kendisine bağlı Hafiye Teşkilatı kurulur. Tüm yurdu bir örümcek ağı şeklinde saracak Hafiye Teşkilatı fikri bu şekilde doğmuştu.
 

hafiye teşkilatı 2.jpg

Hafiye Teşkilatı / Fotoğraf: Wikipedia

 

İş o şekilde bir noktaya gelir ki demiryolu ve karayolunun bulunmadığı en ücra köylere kadar telgraf hatları inşa edilerek kusursuz bir komünikasyon ağı kurulur.

Yurdun dört bir yanından telgraf ve mektuplar yöntemiyle on binlerce jurnal direkt doğruya Yıldız Sarayı’na ulaşır.

Abdülhamid’in halkla ilişkiler beceresi

Abdülhamid’in kurduğu Hafiye Teşkilatı iki yönlü olarak çalışıyordu. İlk gruptakiler devlet adına resmi olarak hafiyecilik yapanlardır.

İkinci gruptakiler ise Sadrazamdan bayağı bir köylüye varıncaya kadar hepimiz Sultan Abdülhamid’e nerede ise her sorun hakkında jurnaller yazanlardır.

Bu jurnalleri uzun uzadıya inceleyen Sultan Abdülhamid siyasal anlayışını şöyleki olgunlaştırmıştı: Sonsuz dost ya da sonsuz düşman yoktur.

Hepimiz dost olabileceği şeklinde bugün düşman olan yarın dost olarak başköşeye oturtulabilirdi.

Bunun en somut örneği kendisine sert muhalefeti ile malum Jön Türklerle kurduğu ilişkidir.

Sultan Abdülhamid kendisine biat eden muhaliflerini affediyor hatta onları kendi direktifleri doğrultusunda yönetiyordu.

Bunun için müzmin Abdülhamid muhalifi malum birkaç ismin jurnal ve mektuplarına yakından bakmak gerekir.
 

Namık Kemal 1.jpg

Namık Kemal / Fotoğraf: Wikipedia

 

Gür Sesli Vatan Şairi Namık Kemal’in mektupları

Namık Kemal, meşrutiyet yanlısı bir Jön Türk’tü. Başta Özgürlük Kasidesi olmak suretiyle yazdığı şiirlerle kavganın ve mücadelenin içsel temsilcisi konumundadır; fakat o da Sultan Abdülhamid ile bazen yakınlaşmıştı.

Hatta bir kısım tarihçinin iddia etmiş olduğu suretiyle Mithat Paşa’nın sonunu hazırlayan “Al-i Osman yerine Al-i Mithat olsa ne çıkar” sözünü Sultan Abdülhamid’e bizzat Namık Kemal iletmişti.

Bu iddiaların haricinde en ilginci ise muhalefetin en yoğun olduğu zamanda yazılmış teşekkür mektubudur, Namık Kemal mektupta şunları söyler:

Oğlum Ekrem hakkında şerefsudur eden inayet-i senniye-i veliyyünimet aile-i kemteranem hakkında meşhud ayni iftihar olan hezar emsali şeklinde mukabelei şükran olmağla arzı mahmedetten başka söyleyecek bir şey olmadığını arzına ictisar olunur.

KEMAL, 18 Teşrinevvel 1304

Özgürlük yazarı Namık Kemal’in Sultan Abdülhamid’e yazdığı mektuplarından birisinde mahkemede yargılandığı sırada maaşlarının ödenmesine dair Sultana yapmış olduğu teşekkürdür:

Atufetlu efendim hazretleri, Cenab-ı hak eyyam-ı ömr ve şevket-i cenab-ı cihandârilerini ebedpeyvend ve her azm ve irade-i acıma ifade-i şehriyârilerini tevfikat-ı celile-i ilâhiyyesinden hissemend eylesin…

Namık Kemal, Midilli mutasarrıflığına tayinine dair bir başka mektubunda teşekkürlerini şu sözlerle ifade eder:

Saadetlü efendim hazretleri, 

Avatıf-ı şâmile-i cenab-ı şehriyart ve inâyât-i celile-i hazret-i cihandariden bu kerre min gayr-i istihal nâil olduğum memuriyet-i cedidenin tebriki vesile-i lutfiyyesiyle şerefresan-ı dest-i ihtiram olan iltifatnâme-i narni-i kerimânelerine teşekkür iderim…
 

Namık Kemal 2.jpg

Namık Kemal / Fotoğraf: Wikipedia

 

Namık Kemal, devlet görevi esnasında eğitimden ekonomiye varıncaya değin pek fazlaca mevzuda mektuplar kaleme alır; lakin devlet adamlarının ihanete varan siyasal hatalarını eleştirir.

Bu eleştirilerin garip yanı Namık Kemal’in Sultan Abdülhamid’i masum görmesi ve tüm suçlunun çevresi olarak düşünmesidir:

Gamdan ölmem korkarım çaba helak eyler beni

İnsan hamiyyetinden iyi mi çatlamasınn  Yunan konsoloshânesiyle bidayet-i me’muriyetimde bir vak`a zuhur itmişi. Herif hükümeti protesto etmek dâiyesinde iken nizâma tevfik-i hareket olundu; hazine-i devlet içün iki Yunanlı gemisi müsadere idildi. Bizim infisal-i muvakkatden istifade ile gemileri gene bigayr-i hakkin Yunanlıya virmek istiyorlar. Vekil Beye yazdığım cevabı gönderdim, okur da anlarsın. Subhânallah galiba bizim erkân-ı vilayet hangi padişahın vaktinde bulunduklarını düşünemiyorlar.

Sultan Abdülhamid, Namık Kemal’in sanatçı kişiliğini de takdir eder. Bu münasebetle Namık Kemal bir eserine Sultana takdim eder ve iltifat görür. Özgürlük şairi bu iltifatlar sonrası Sultana şu uzun methiyeleri yazar:

Şevketlû kudretlü azametlû mehabetlû mürettib-i meratib-i kadi evren şehinşah-ı ümem velinimet-i biminnetimiz padişahımız veltnimet-i cihanyan efendimiz hazretlerinin atebe-i felekmertebe-i cihandaverânelerine maruz-ı çaker-i hâk beraberleridir.

Namık Kemal, Sultan Abdülhamid’e Rumların Patrikhane üstündeki siyasal emelleri, memuriyetlere liyakatsiz kişilerin atanması, oğlu ve kızı için hususi ricalarına kadar birçok mevzuda Sultan Abdülhamid ile direkt ilişkide olduğu mektupları söz mevzusudur.

Sultan Abdülhamid de Namık Kemal’i görmezden gelmemiş ve hizmetlerini bir nişan ile ödüllendirmişti. 

Velhasıl-ı kelam; Abdülhamid siyasetinde sonsuz dost ya da sonsuz düşman diye bir kavram söz mevzusu değildi.

Bugün yalnızca eserlerini okuduğumuzda müzmin bir Abdülhamid muhalifi diyeceğimiz birçok isim bazen Abdülhamid ile yakın ilişkiler kurarak mühim devlet görevlerinde bulunmuştur. Pek fazlaca kişinin bildiğinin aksine Namık Kemal de bunlardan birisidir.

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.