Politika bilimci Ömer Baykal: Zafer Partisi Kemalizmin restorasyonudur

Politika bilimci Ömer Baykal: Zafer Partisi Kemalizmin restorasyonudur

27 Ağustos 2022 0 Yazar: admin

NEDEN DOÇ. DR. ÖMER BAYKAL?

teZafer Partisi, bir yıl ilkin Umut Özdağ’ın genel başkanlığında kuruldu. Ana söylemini sığınmacı karşıtlığı üstünden geliştirdi ve günün sonunda hem Özdağ hem de Zafer Partisi, adından sıkça söz ettirmeye başladı. Peki, yeni bir parti olsa da bu kadar gündemde dükalmasının sırrı ne?

Bu sırrı çözmek için, Türk siyasal yaşamı ve politika sosyolojisi üstüne mühim bilimsel nitelikli emekler icra eden Bartın Üniversitesi Politika Bilimi ve Kamu Yönetimi kısmı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Baykal’la konuştuk. 

 

Bartın Üniversitesi Ömer Baykal

Doç. Dr. Ömer Baykal / Fotoğraf: Independent Türkçe

Umut Özdağ, Zafer Partisi’ni kuralı bir yıl geride kaldı, bu süre zarfında parti yaptıklarıyla konuşulan bir parti oldu. Zafer Partili son bir yılı değerlendirmenizi istesem neler söylersiniz?

Zafer Partisi’nin “konuşulan parti” olması mühim, bundan dolayı kendisini ana akım partilerin haricinde konumlandırıyor. Ya da söyledikleriyle birazcık o akım partilerin dışarısında. Doğal olarak bunun artıları ve eksileri var. Artısı; bir boşluğu doldurmasıdır. Türkiye’nin gezer-yüzer bir oyu vardır. Genel anlamda yüzde 7-8 bandına karşılık ediyor.

Ara sıra Türkiye siyasetinde bazı partiler dikkat çekici çıkışlarıyla bu gezer-yüzer oyları hegemonyası altına alırlar. Derhal akla ilk gelen Genç Parti örneğidir. Fakat buradaki sorun şudur: bu tip deneyimler oldukça uzun erimli ve sürdürülebilir olmazlar.

Burada durum bir tek bu gezer-yüzer oylara talip olmadan öte, ideolojik anlamda “sek” bir söylemi ifade etmesidir. Bu aşamada kendisini öteki partilerden mühim seviyede ayrışıyor. Politik konumunun en mühim enerji deposu ise göçmen karşıtlığı üstünden şekillenen milliyetçilik ve popülizmdir.

Türkiye derhal yakınında çökmüş bir devletin oluşturduğu toplumsal, politik ve ekonomik neticeleri ile karşı karşıya. Bu durum bir tek göç edenler değil, göçe maruz kalan ülkenin unsurlarıyla da ilgili.

Siyasal erkek oyuncular de bu sorunlara çözüm üretmek için vardırlar. Zafer Partisi de bu sorunlu alanı kendisine siyasal bir retorik olarak üretmiş ve kendisini onun karşısına konumlandırmaktadır. 

“Zafer Partisi rijit söylemi bilerek kullanıyor”

Göçmen karşıtlığı ile milliyetçi söylemi sentezlemiş durumda?

Milliyetçilik kendisini diğeri üstünden tanımlar. Bu milliyetçiliğin temel kodlarından bir tanesidir. Dolayısıyla ben ve o, biz ve diğeri formu milliyetçiliğin merkezindedir.

Bunu bugün en rijit, en sert bir halde ortaya koyan parti olarak karşımıza Zafer Partisi çıkıyor. Bunun bilincinde mı? Tamamen bilincinde. Bunu bilerek mi yapıyor? Bunu bilerek yapıyor. 

 

Araştırma Zafer Partisi

Bazı anket şirketlerinin araştırmalarında Zafer Partisi’nin almış olduğu oy sayısı

 

Peki bu durumun bir siyasal parti açısından sakıncaları yok mu?

Kim bilir bir yönüyle kolayı seçiyor. Siz ana akımın dışına çıktıkça, ideolojik dozunuzu yükselttikçe bununla birlikte kitleselleşme problemini de yaşarsınız. Ya da, bu yapısal problemler aşılmış olduğu süre adeta boşa düşersiniz. Bu mühim midir? Bir ihtimal orta ve uzun vade için partiler için önemlidir.

Zafer Partisi için önemlidir. Fakat kısa vadeli, bir yeri doldurmak zorunda. Esasen kendisi şeklinde kurulmuş yeni partiler var. Kendisini bir yere konumlandırmak mecburiyetinde ve en pragmatik olanı tercih ediyor. Bununla beraber en ideolojik olanı seçiyor.

Bu durum onu kısa vadeli ön plana çıkartacak fakat ne kadar sürdürülebilir tartışmalı. Fakat şunu söylemek lazım sığınmacı problemi bugünden yarına çözülemeyeceğine gore belli bir süre ekmeğini yiyeceğe benziyor.

“Periferinin merkeze gelmesinden rahatsız olanlar…”

Yapmak istediği, sığınmacı karşıtı söylemin oldukça ötesinde kısaca?

Türk siyasetinin temel özelliği pragmatik olmasıdır. O da pragmatik bir üslup geliştiriyor ve bir karşıtlık üstünden kendisini konumlandırıyor. Bir şeyden mustarip olmayla ilgili bir şey Zafer Partisi. Gerçek-politik bir çözümleme yaparsak bununla birlikte toplumsal bir unsurunu da açıklamamız lazım.

Şerif Mardin Hoca’nın bir ifadesi var, ilkin onun altını çizelim. “Türkiye’nin en başarı göstermiş ideolojisi milliyetçiliktir”.

Türkiye’de milliyetçi olmayan bir siyasal parti var mıdır? Yoktur. Ana akım partiler bile belli bir dozajda bir tür milliyetçiliği kendi içinde barındırmaktadır. Bugün AK Parti’de de kendi içinde konumlandırıldığını görüyoruz, Milliyetçi Hareket Partisi içinde de görüyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi içinde de.

2002’den itibaren Türk siyasetinin iki ana akım partisi oldu. Hakkaniyet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi. CHP’yle birlikte AK Parti siyasetin iki domino edici partisiydi. 2007’den sonrasında MHP’yi de bu sürece dahil edebiliriz. Bir dördüncü unsur olarak da HDP çizgisi eklenebilir. Bunların hepsi milliyetçiliği kendi içinde barındırıyor mu? Evet, kendi içlerinde barındırıyor.

Bu sürecin ürettiği rahatsızlıklar değişik siyasal alternatif partiler üretti. Bunlardan bir tanesi de Zafer Partisi’dir. Zafer Partisi’nin AK Parti’den mustarip olduğu mevzular var, CHP’den var, MHP’den var, İYİ Parti ‘den ve nihai olarak HDP’den.

AK Parti kendisini tutucu bir siyasal parti olarak ifade ediyor fakat öz olarak, bir dip dalga olarak kendisini İslamcılık ana damarıdır. Bugün tamamen kentli bir sosyoloji ile karşı karşıyayız.

Bu kentli sosyoloji içinde, AK Parti ve Zafer Partisi düalizmini çözümlemek için söylüyorum, AK Parti’nin oynadığı dominant rol, İslami unsurları kamusal alana taşımadaki başarısı, iktidar ilişkilerine dönüştürme gücü, ekonomiye tahvil etme kapasitesi, toplumsal anlamda dinin ve dindarlığın görünüşü, Özal’la başlamış olan Refah Partisi ile devam eden, AK Parti ile zirve icra eden sınıfsallaşma olgusu seküler kesimlerde ciddi bir hastalık uyandırmaktadır. Periferide kalan insanların merkeze doğru taşınması, sosyolojik anlamda hatta siyasal olarak da merkezi kast ediyorum, karşısında bir oldukça insan mustarip. Dünyevi karakterli, seküler insan… Dolayısıyla Zafer Partisi’ni bir yönüyle Hakkaniyet ve Kalkınma Partisi’ne karşı bir tür rahatsızlığın tezahürü olarak okuyabiliriz. 

“Zafer Partisi’nin CHP’ye muhalefetinin kodları, CHP’nin dilini terk etmesine tepkide saklı”

Bu son söylediklerinizin CHP açısından geçerli olduğu söylenirdi, bu değişti mi? 

AK Parti’nin dominant görevi siyaseti de dönüştürüyor. AK Parti dönüştürücü bir parti olarak aradan geçen süre zarfında Cumhuriyet Halk Partisi’ni de görece dönüştürdü. Önder partisi olarak Umut Özdağ’ın taşımış olduğu rolün altını çizelim.

Umut Özdağ, devletçi bir yapının tezahürü. Üstünde Soğuk Cenk periyodunun kokusu var. Babası Muzaffer Özdağ asker ve Türkiye’deki darbe geleneğinin mühim aktörlerden birisi. Bu bağlamda, Zafer Partisi de aslen Kemalist bir retoriği bizlere tekrarlıyor. Zafer Partisi Kemalist söylemin bir tür restorasyonudur.

Bu aşamada Zafer Partisi 21. Yüzyılda resmi ideolojinin ataletine, gevşemesine bir tür tepkinin adıdır. Umut Özdağ’ın söylemlerini Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşamış olduğu dönüşüme, terk etmiş olduğu sert dile bir tür karşıcılık olarak okuyabiliriz.

 

 

“Zafer Partisi’nin MHP’ye tepkisi, ‘ülkücü politika bağlamında’ değerlendirilebilir”

Milliyetçiliğin “amiral gemisi” olan MHP açısından durum nedir? 

Mustafa Çalık Hoca, “Milliyetçi Hareket Partisi, devletin partisidir” der. Doğrusu MHP temel düzlemde devletçi refleksler gösterir. Bugün, MHP’nin bir ittifak içinde AK Parti ile birlikte olmasından duyulan hastalık tabanda da kendisini göstermiş vaziyette; kendisini milliyetçi, ülkücü olarak ifade eden insanların bir kısmı İYİ Parti’ye, orada yer bulamayanlar Zafer Partisi’ne doğru gitmeye adım atmıştır.

Ülkücü politika bağlamında duyulan bir tür tepki olarak okuyabiliriz Zafer Partisi’ni. AK Parti-MHP arasındaki geçişkenliğin benzeri CHP, İYİ Parti ve Zafer Partisi içinde da yaşanıyor

Peki İYİ Parti ne yapmak istedi?

Zafer Partisi Bağlamında altı çizilmesi ihtiyaç duyulan bir öteki erkek oyuncu İYİ Parti. İYİ Parti, Zafer Partisi’nin aksine başka bir yolu tercih etti.

Marjinal kalmak yerine kitleselleşme yoluna gitti. Doğrusu Batılı bir parti konumuna evirilmeye başlıyor. Kentlilik ve Batılılık bu partinin dikkat çekici iki unsuru.

2018 ve 2019 seçimleri bizlere bunu söylüyor. Bu bununla birlikte aslen tipik olarak CHP’de de karşımıza çıkıyor. Zafer Partisi’nin analizini yaparken araya İYİ Parti’yi de katmak lazım. Onu da idrak etmek lazım. Zira MHP, İYİ Parti, Zafer Partisi ve CHP içinde geçişlilik var.

İYİ Parti, Batılı kenti bir parti olarak sağ politika başta olmak suretiyle değişik odaklardan oy almayı başardı ve bunu sürdürüyor. Bir tür “platform partisi” fakat besleyici damarı ülkücü çizgi.  

İdeolojik doz arttıkça kitleselleşme azalır. İYİ Parti bunu yapmadı. Dozajı azalttı. Hatta bir şeyler de söylememe pahasına. Bugün İYİ Parti ne söylüyor dediğimiz süre zihnimizde bir şeyler netleşmiyor. Fakat Zafer Partisi’nde netleşiyor. Bu ideolojik olmasıyla birlikte reel-politik tercih; İYİ parti kitleselleşme amacını hedefliyor; Zafer Partisi ise ideolojik bir parti görünümünde.

Türkiye’nin politik bölünmüşlüğü bir tek ideolojiler üstünden okunamaz. Bunun en mühim tespitini erken dönemde rahmetli Erol Güngör Hoca yapmıştır.

Türkiye’nin bölünmüşlüğü bununla birlikte kültürel kodlar üzerinedir. Ne demek isterim, somutlaştırayım. Türkiye’de averaj bir İslamcının, ülkücünün ya da muhafazakarın yaşam tarzına, aile ilişkilerine, tüketim kalıplarına, karı-koca ilişkilerine, yaşam tarzına bakın bir benzerlik görürsünüz. Dolayısıyla kabaca “Türk sağı” dediğimizde bunlar içinde bir geçişkenlik vardır. Fakat bir CHP’li değişik bir formu temsil eder. Mesela iki yıl ilkin bir CHP’li ayakkabıyla camiye girmişti.

Bu medyaya yansımıştı. Sözgelişi hiçbir ülkücü, İslamcı ya da muhafazakâr bunu yapmaz. Camiyi bir ibadethane olarak görür. Dolayısıyla kültürel kodlar açısından MHP ile AK Parti’nin yakınlaşmasını anlayabiliyoruz. Fakat bu kültürel kodlara sığmayan insanoğlu mevcut ve bu ayrışma kopuşu tetikliyor; bugün dikkat ederseniz MHP’nin oy oranı düşmeye başladı. Huzursuz olanlar İYİ Parti ve Zafer Partisi’ne kaymaya başlıyor.

 

Doç. Dr. Ömer Baykal

 

Bir tek, “Göçmenlerden rahatsız olanların oyu Zafer Partisi’ne kayıyor” demek tamamlanmamış kalıyor kısaca? 

Zafer Partisi’ni bir tek göçmen karşıtlığına indirgemek, oraya dedike etmek bizim için tek başına kafi değil. Dünyada da yükselen bir göçmen karşıtlığı var. Fakat Avrupa’da bununla birlikte İslamofobi de var. Benzer bir durum devletimizde de oluyor.

Göçmen karşıtlığını muhafazakarlıkla mündemiç olan İslami kimliğe karşı bir tür bir tepki olarak da okuyabiliriz. Bu ötekileştirici dilin bir başka tezahürü de alttan alta Kürt kimliğine karşı gelişen hınçtır. Fakat oldukça şükür devlet aklının dönüşümü, İslami kimliği haiz olduğu birleştirici güç ve cemiyet içinde mündemiç demokrasi kalibresi ihtimaller içinde bir çatışmayı engelledi.

Türkiye’nin aklı selimi bu göçmen karşıtlığını da aşacak, bastıracaktır.

“Milliyetçilik esasen seküler bir şey… Fakat Türkiye’de İslamcılıkla iç içe geçmiş olduğu için bir tek seküler formda karşımıza çıkmasını engelledi”

Son yıllarda ‘Seküler Milliyetçilik’ terimini daha oldukça duymaya başladık, Bu Zafer Partisi üstünden kendine bir toprak bulmuş olabilir mi?

Milliyetçiliğin kendisi esasen dünyevi ve seküler bir şey. Milliyetçilik, modernitenin unsuru olarak kendisini tarihsel olarak dini karşısına konumlanmıştır.

Milliyetçilik ve ideoloji içinde düalist bir biçim mevcuttur; milliyetçilik yükseldikçe din geriler.  Fakat bunun istisnaları vardır. Ve bazen dindarlık milliyetçiliği besler ki biz buna teoride proto-milliyetçilik diyoruz. Bunun dünyadaki örnekleri olarak Polonya ve İsrail ilk aklımıza gelenlerdir; Türkiye de garip bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.

1990’larda Atatürkçülük, 2000’lerde ulusalcılık olarak karşımıza çıkan milliyetçilik seküler biçim içinde. Milliyetçiliğin Türkiye’de daima için dünyevi bir karakteri ve formu vardı. Tek parti periyodu bunun aşikar bir görünümüydü. Fakat bunu ortadan kaldıracak başka bir şey oldu. İslamcılık-milliyetçilik-muhafazakarlık sık sık iç içe geçti ve milliyetçiliğin bir tek seküler bir biçim olarak karşımıza çıkmasını engelledi.

Her insanın milliyetçi olduğu yerde reel-politik düzlemde milliyetçilik de ayırt edici olması imkansız, yapılması ihtiyaç duyulan milliyetçilik dozajını arttırmak olacaktır Zafer Partisi ve Özdağ’ın yapmış olduğu da birazcık budur.