Üç devrin aristokrat ailesi ve efsaneleşmiş reis Eleşref Beg hakkında yeni bilgiler

28 Ağustos 2022 0 Yazar: admin

Independent Türkçe‘de piyasaya çıkan “Eleşref ile Ali Mirza Beylerin Serhat diyarındaki görkemli günleri ve hazin sonları” 27 Mart 2022 tarihindeki makalemin ana deposu, Mücahit Özden Hun’un değindiği Iğdır 1919: Ne kadara-Kaç/Kırxın (Vayi Vurum) başlıklı kitabıydı. 

Bu bölüm, mevzuyla ilgili referans noktalarını ihtiva eder. (Related Nodes field)

Makaleyi okuyan oldukca sayıda Iğdırlı, Kağızmanlı ve Karslı tanıdıklarım içinde Tazebey Çakas, sol gelenekten gelmiş Kars Kürtlerindendir. Meğer kendisi de Kafkasya ve Serhat bölgesi zamanı üstüne araştırmalar yapıyormuş. 

Anılan iki bölge hakkında piyasaya çıkan resmi, ulusal yada ilerici demokrat-sol bakış açısıyla bol miktarda kaynak okumuş. 

Örnek olarak Erkan Karagöz’ün şu dört kitapları:

“Kars ve Çevresinde Aydınlanma Hareketleri ve Sol Geleneğin Tarihsel Kökenleri: 1878-1921”,

“Güneybatı Kafkasya Siyasal ve Toplumsal Mücadeleler Zamanı”,

“Güneybatı Kafkas Demokratik Cumhuriyeti-Kelebek Ömürlü Cumhuriyet: 1917-1919”,

“Kuzeybatı Kafkasya’da Toprak Mülkiyeti Rejimi”. 

 

Candan Badem imzasıyla piyasaya çıkan iki mühim kitap:

“Çarlık Rusyası Yönetiminde Kars Vilayeti”,

“Çarlık Yönetiminde Kars, Ardahan, Artvin”.
 

Karslı Akademisyen Ersin Hakan'ın kitabı.jpg

Karslı Akademisyen Ersin Hakan’ın kitabı

 

Ersin Hakan’a ilişik “Kısa Kürt Zamanı ve Osmanlı Belgelerinde Kars Kürtleri”

M. Fahrettin Kirzioğlu’nun Türkçü bir anlayışla ele almış olduğu emek harcama: “Kars Zamanı.”

Ek olarak Mustafa Kemal Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’nca piyasaya çıkan “Cenûb-i Garbi Kafkas Hükümeti” adlı resmi tarih tezi.
 

Kars yöresinde kurulan şura hükümeti tarihini anlatan kitap.jpg

Kars yöresinde kurulan şura hükümeti tarihini özetleyen kitap

 

Tazebey Çakas, bu mevzuda birkaç yıl devam eden bireysel ve kolektif araştırmalarından bahisle, “Eleşref ve ailesi hakkında, benim de söyleyeceklerim var” diyince, kendisiyle uzun uzun söyleşi ettim.

Özetle, oldukca sormuş oldum ve kapsamlı tek cevap aldım.
 

Karslı araştırmacı Tazebey Çakas.jpg

Karslı araştırmacı Tazebey Çakas

 

Kafkasya ve Serhat bölgesinin 100-150 yıl öncesinin siyasal-sosyal evveliyatına ışık tutması maksadıyla sözü kendisine bırakıyorum:

Rusyalı Şarkiyatçı (dilbilimci) Nikolay Y. Marr diyor ki;

Aristokrasi ya da soyluluk; Fransızca lügatin aktarımına bakılırsa yönetim erk’ini oluşturan üst derslik temsilcileri olsa da, Kürt toplumunda ‘soyluluk’ terimi olarak her dönem anlamını korumuştur…

Yaşadıkları coğrafyalarda Arap, İranlı ve Türklerin tüm çabalarına karşın Kürtler; sıkı aile bağları ve aşiret ilişkileri yardımıyla töre ve yaşam tarzlarına bağlı kalmış olarak dillerini korumuş ve asimilasyon politikalarına karşı direnmişlerdir. 

Dilbilimci Nikolay Y. Marr “Bu duruma vesile olan çekirdek ailelerin varlığı mühim bir etkendir” diyor. 

Aşağıdaki yazı üç devirden günümüze yansıyan bu ilişkilerden mütevazı bir örnek olarak “Zilan” Konfederasyonuna bağlı Redkan aşiretini ‘prototip’ bir örnek olarak verebiliriz.                               

İranlı Kürtlerden olup ABD’de yaşayan akademisyen Mehrdad R. İzady, Kürt aşiretleri ve yer değiştirmeleri mevzusunda araştırmalarıyla biliniyor.

Ona bakılırsa; Kürt konfedere yapılarının tüm alt boyları zaman içinde yaşadıkları coğrafyalardan göç ederek yeni yerlerde yurt edinmişlerdir. 
 

Mehrdad R. İzady'nin Kürtler ve aşiretleri hakkında yazdığı kitap.jpg

Mehrdad R. İzady’nin Kürtler ve aşiretleri hakkında yazdığı kitap

 

Redkan aşireti de bunlardan biridir. Bu göç hikâyelerini detaylı halde ve tarihsel koşullar üstünden inceleyenlerden biri de  meşhur şarkiyatçı V. F. Minorsky’dir.  

Ona bakılırsa; İran coğrafyasından Karacadağ eteklerine göç eden üçüncü Kürt aşiret alayı, Mervaniler dağıldıktan oldukca sonrasında  Karacadağ eteklerinden  cenup Kafkasya (Revan-Erivan) yöresine birkaç aşiret göç etmiştir.

İşte, Redkan aşireti 15’inci yüzyılda göçen aşiretlerden sayılır. Hayvancılıkla geçindikleri için konar-göçer ağırlıklı bir yaşam seçimi sürdürdükleri varsayılsa da Karasu (Kürtçesi ber ava reş) vadisine vardıklarında Şeddadi beyliğinin bakiyesi olan Kürt  topluluklarla iç içe yerleşik bir yaşam kurmuşlardır. 

SASANİ (224-651), SAFEVİ (1501-1736), AFŞAR (1736-1796) , KAÇARLAR (QAJARLAR-1794-1925) şeklinde merkezi idarelere bağlı olsalar da Kürtler, kendi içlerinde özerk yönetime sahiptiler.

18’inci yüzyıl  başlarında Kaçar hanlığı, Rus ve Osmanlı saldırılarına karşı şimal sınırlarını korumak için Revan bölgesine eyalet statüsü verir.

Şahinşah (hükümdarlar hükümdarı) unvanı taşıyan Fethali Şah, yörede ilk güvenebileceği unsurlar içinde Kürtleri tercih eder. 

Hoysky (P. İ. Averyanov)  kod adlı Rus resmi görevlisine (muhtemelen Hoy şehrinde vali) bakılırsa, öncesinden yönetimsel birimde mahalli yöneticiler olan Şemdin Ağa torunları (Şemsettinovlar), Şah’ın ilk tercih etmiş olduğu aşirettir. Ailenin aristokratik yaşamı da bundan sonrasında adım atar. 

1850’lerde yörede araştırma meydana getiren Ermeni araştırmacı Xaçatur Abovyan’ın aktardığına bakılırsa,  Süleyman Ağa (Kose ) Revan Hanlığının danışmanı olur.

Bununla beraber güvenlikten de görevli olduğundan aşiretinden ortalama 600 süvariyle Revan’ı korur. Bu vesileyle Redkan aşiretinin bu koluna Kürtler içinde “Torinên Mala Kosa” (Kösegillerin torunları yada Kösegillerin soyluları) denilmektedir. 

19’uncu yüzyılın ilk yıllarında idarenin başlangıcında, “Oldukça Deve” lakabıyla nam salmış olan Hüseyin Ağa vardı. Xaçatur Abovyan,  Hüseyin Ağa hakkında fazla detaya yer verir.

Üç dil bilen bilge biri olmasına; “pehlivanlık meydana getirecek kadar iri yapılı/gövdeli oluşuna ilaveten yörede emsalsiz tek otorite olduğundan” söz eder.

1828’de İran-Rus savaşlarından (Türkmençay Anlaşması’ndan) sonrasında, bölge Rusların kontrolüne girer. 

Hüseyin Ağa Ruslarla anlaşamayınca, ailesi ve aşiretinin bir kısmıyla İran’a geçer. Ruslar onun yerine yeğeni Cafer Ağa’yı (gerçekte Kürtçesi Kuli yada Gûlî Cevher Axa) yönetici seçerler. 

Cafer Ağa, Rus askeri akademisinde okumuş, dört dil bilen kültürlü biriydi. Yöredeki Redkan aşiretinin tüm gençlerini asker olarak kendi idaresine aldı.

Etrafındaki güçleri tek elde toplayıp yönetti. Mükâfat olarak Rus makamlarınca general rütbesiyle taltif edildi. 

Bir süreliğine Revan ve çevresini tek başına yönetti.                                    

Rus Çarlığının eski Erzurum sefiri (Konsolosu) Auguste Jaba, Kürtler hakkında araştırmalarıyla da bilinir. Onun verdiği bilgiye bakılırsa; Cafer Ağa, Çarlık devrinde sınır koruma görevinden dolayı büyük imtiyazlar almış, bu ayrıcalıklar yardımıyla topraklarını genişletmiştir.

Revan-Gümrü arasındaki arazilerden başlayıp Iğdır Pernavut’a kadar uzanan oldukca sayıda köy, mezra, yayla ve konut kendi mülkiyetindeydi. Binlerce büyük ve küçükbaş hayvan ile ona bakan çobanları (gavan û şivan) vardı. 

Cafer (Gûlî Cevher) Ağa’nın üç adam ve bir kız olmak suretiyle dört evladı olduğu kayıtlarda mevcuttur. Yaş sırasıyla Eyüp Ağa, Ali Eşref Bey ve Mahmut Bey. Kızı Hayal hanım en küçükleridir.  

Kendisi, 1855 Osmanlı-Rus savaşlarında Kafkas cephesinde Kürt süvari alaylarına komuta etmiştir.

Savaştan sonrasında sınır belirleme heyeti içinde yer edinen İngiliz askeri dış ilişkiler uzmanı Charles Gordon, onunla tanıştığını ve bir gece konağında konuk kaldığını yazar.

A. Jaba’ya bakılırsa, savaştan sonrasında Tiflis ‘oblast’ (askeri görevlinin yönettiği vilayet-F.B.) ve Kafkasya genel valisi, kendisiyle birliklerine  lojistik destekte bulunmuşlardır.

Minorsky’nin yorumuyla; bir kont olmasa da minimum onlar kadar ayrıcalık sahibiydi ve ‘guberniya’ (Rusya’da 1708-1929 yılları aralığında mevcud yönetim bölgesi) idaresinde saygınlık görüyordu. Çar tarafınca üç kez taltif edilmiş ve kendisine nişanlar verilmiştir.        
 

Rus Ordusunun Edirne'ye girişi-1878. Kaynak-wikipedia. jpg.jpg

Rus ordusunun Edirne’ye girişi, 1878 / Görsel: Wikipedia

       

93 harbi olarak malum 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde, Cafer Ağa’nın büyük oğlu Eyüp Ağa (Paşa), Osmanlı’ya karşı savaşmayı reddetmiş ve maiyetiyle birlikte Osmanlı tarafına geçmiştir. D. Beyazıt ile Ağrı arasındaki Kupkıran köyüne yerleşmiştir. 

Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın yaveri Mehmet Arif Bey “Başımıza Gelenler” adlı anı kitabında bu vakası büyük bir kazanım olarak aktarır. Cafer Ağa, yetkisini çocuklarına devretmeden 1877’de ölür. 

Ruslar, onun yerine oğlu Eleşref (tam adı Ali Eşref) Bey’i görevlendirir. Eleşref Bey, teğmen olarak orduya katılır ve babasının emrindeki süvari birliklerine komuta eder. Devrin Times muhabiri  C. Norman bu hadiseyi ayrıntılarıyla anlatır.                                      

Rus askeri akademisinin subay biyografisinde, Eleşref Bey’in yaşam hikâyesi detaylı anlatılmıştır. Yaşam öyküsünde 1851 doğumlu olduğu yazılıdır. Binicilik okulu mezunu olup tabanca ve kılıç kullanmada dereceler almıştır. Ek olarak asli görevi sınır koruma muhafızı olarak belirtilmiştir.                
 

Osmanlı-Rus Savaşı. Kaynak-RealClearHistory.jpg

Osmanlı-Rus Savaşı / Görsel: RealClearHistory

 

93 Harbi’nden sonrasında Kars ve çevresi Çarlık Rusya’sının eline geçer. O dönemde Rus Kafkas ordusuna bağlı Türkistan Kolordusu, Kağızman’daki Taş Kışla’da konuşlandırır. 

Bu kışlada Eleşref Bey’e ilişik hususi bir ofis mevcuttur. Cenk muhabiri C. Norman, kendisi hakkında ‘Kolordunun tamamına yakını süvari alaylarına komuta eden üst rütbeliler kadar ayrıcalıklıydı ve saygınlık görüyordu’ demiştir. 

Cenk esnasında ve sonrasında Rus ordu komutanı Loris Melikov, kendisine iki kez taltif name vermiştir.                   

93 harbinden sonrasında Kars’a yerleşen Tatar asıllı Rus subayı Takiyettin Mamilof, anılarında şunu kayda geçmiştir:

Kuzeyde Alacağı (Nigna Novorg) süvarilerine Gürcü subaylar komuta ederken, güneydeki Kürt süvarilerine Eleşref Bey komuta ediyordu. Türkistan Kolordusunun tamamına yakını Müslümanlardan oluşmuştu.
 

1877 Osmanlı-Rus Savaşı, Kaynak-Naval & Military Press.jpg

1877 Osmanlı-Rus Savaşı / Kaynak: Naval & Military Press

 

Rus Askeri Akademisi’ndeki biyografisine, ‘1907 senesinde ilk evliliğini yapmıştır. Aynı yıl albaylığa, 1914’de ise generalliğe terfi etmiştir’ not düşülmüştür. 

Kafkasya’da vazife yapmış olduğu dönemde, Bölge Genel Valisi Kont V. Daskov (Taşkof) tarafınca kendisine ve başlangıcında bulunmuş olduğu aşiretine büyük yardımlarda bulunulmuştur.                        

1910 senesinde baba toprağı olan Iğdır Ramazankent köyünde kendisine büyük bir konak yaptırmıştır. Göreve gitmediği zamanlarda konağa uğrar aşiretin ve çevrenin sorunlarıyla ilgilenirdi.

Osmanlı ile Rusya Kafkasya, cephesinde (yıl 1914) bir kere daha karşı karşıyadır. Bu kez, ordu komutanı Nikolay Yudeniç’tir. Sadece pan-Slavcı milliyetçi Yudeniç, kendi komutasında üst rütbeli Müslüman inançlı subay istemedi.

Bunun üstüne eylemsiz göreve (denetim ve ofis işleriyle şeklinde) atama edilen Eleşref Bey, ordu nezdinde gözden düşmüştür. Bu atama, onun ağırına gittiğinden, kendisi bir sonrasında çekilme etmiştir.

Çarlık Rusya’sı, 1916 yılına doğru cephelerdeki etken konumunu yitirmiştir. Zira harp  Rusya’nın tüm tutumsal birikimini tüketmiştir.  

Bolşevik Devrimi’nin ayak sesleri yavaş yavaş duyulmaktadır. Tekmil Rusya’da olduğu şeklinde, Kafkasya’da da genel bırakım ve ayaklanmalar baş göstermiştir. Rus Askeri Akademisi’nin subay biyografisinde Eleşref Bey hakkında 1915 sonrasına ilişik herhangi bir kayıt düşülmemiştir.     

Devrim yıllarında (1917 Şubat) halk ülke çapında baş kaldırmıştır. Revan (Erivan)ve çevresi de bu çalkantıdan etkilenmiştir. 

Bunun üstüne Eleşref Bey; haiz olduğu arazileri, toprakları, mülkleri ve sürülerini terk ederek yanına almış olduğu menkulleri ve varlığını (büyük oranda altın) maiyetiyle birlikte Iğdır Ramazankent köyüne yerleşir.

Orada bağ-bahçe ve hayvancılıkla uğraşır. Aralık ve Iğdır civarındaki yaylalarda sayısı binleri gören küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapar. 

Ne var ki konağının her gün misafirle dolup taşması, hizmetçiler ile çobanları ve arazide çalışan ırgatın sayıca fazla olması, ona ciddi bir maliyet ve külfet getiriyordu. Bu durum, her geçen gün servetinden hatırı sayılır bir erimeye yol açıyordu.

O sırada Sovyetler Birliği ile Alman ve Avusturya-Macaristan içinde imzalanmış olan 3 Mart 1918 tarihindeki Brest Litovsk antlaşmasının şartları gereğince Rusya,  işgal etmiş olduğu tüm topraklardan çekilmek mecburiyetinde bırakıldı. 
 

Osmanlı tarihinde ciddi bir yenilgi, 93 Harbi ve Ayastefanos Anlaşması ile tescillenmişti. Kaynak- öncevatan.com_.tr jpg.jpg

Osmanlı tarihinde ciddi bir yenilgi, 93 Harbi ve Ayastefanos Anlaşması ile tescillenmişti / Görsel: öncevatan.com.tr

 

Neticede Kars, Iğdır, Doğu Beyazıt çevresinde yönetim boşluğu dünyaya geldi. Bunu fırsat bilen Osmanlı yönetimi, tekrardan boşluğu doldurmak suretiyle harekete geçti. Bu münasebetle Eleşref Bey, (1918  başları) ordu komutanı Yakup Şevki Paşa ile görüşmek istemiş; sadece Paşa, kendisiyle görüşmeye yanaşmamıştır. 

“Minik Kazım Bey” namıyla malum 15. Kolordu haber alma subayı Kazım Yurtalan’ın aktardığına bakılırsa; Kazım Karabekir Paşa Kars’ta iken, Eleşref Bey ile bir görüşme yapmıştır.

Ayrıca, 1919 yılı zarfında Rus subayı Özbek asıllı Albay Gaziyev ile Brest Litovsk denetim heyetinden Rus subayı General Deyef ve mütareke komiseri İngiliz Albay Alfred Rawlinson kendisini ayrı ayrı ziyaret etmişlerdir.

1919 senesi Kars ve çevresi için en kargaşa ve bunalımlı dönemdir. İngilizler, Kars’ta kurulan ‘ ‘Demokratik Kafkas Cumhuriyetini’ lağvederek yerine Ermeni asıllı bir valiyi atarlar.

Bundan faydalanan Taşnak Komitacıları,  Kars ve çevresine Bayburt, Erzincan, Erzurum, Muş yörelerinden gelen Ermeni aileleri yerleştirmeye çabalarlar. Aynı durum Revan (Erivan) ve Gümrü çevresinde de baş gösterir. 

Oralarda yerleşik yaşayan Müslüman halklar (ağırlıklı olarak Kürtler ile Azeri-Ahıska Türkleri, F.B.) saldırılardan dolayı Kars ve çevresine akın ederler. Çatışmalı geçen bu süreçte yöreye gelenlerin tabiriyle kaçakaç (kaç ha kaç, kurtul) diye tarihe geçen vakalar (kırımlar, katliamlar, vs) bütünü, yöre halkları için talihsiz bir dönemdir. 

Kürt aşiret alaylarının (Hamidiye Alayları, Hafifçe Süvari Birlikleri-F.B.) müdafa amacıyla yoğun tarzda silahlandığı dönem, bahsedilen çatışmalı tarihe denk düşmektedir.
 

Eleşref (Ali Eşref) Bey, Kafkasya bölgesinde efsane bir önderdi-Fotoğraf-Mücahit Özden Hun arşivi.jpg

Eleşref (Ali Eşref) Bey, Kafkasya bölgesinde efsaneleşmiş bir önderdi / Fotoğraf: Mücahit Özden Hun arşivi

 

Gelişmelerden tedirgin olan Eleşref Bey, yanında 40 silahlı adamıyla birlikte Sipkan aşireti reisi Abdülmecit Bey’i ziyaret eder. Buluşma Doğubayazıt yöresindeki Karabulak köyü yakınında gerçekleşir. 

İstihbaratçı Kazım Yurtalan, bu buluşmayı an be an  General K.Karabekir e rapor eder. K.Karabekir söz mevzusu görüşmeden hoşnut kalmaz. Zira Kafkasya’ya yapacağı ileri harekât için yöre insanını (bir anlamda Kürt aşiret mensupları ile milislerini-F.B.) yedek orduya almak zorlaşacaktır. 

Keza Kürtlerin aşiret alayı olarak örgütlenmeleri, onları denetim edilemez bir güce dönüştürecektir. Bunun üstüne Eleşref Bey, Kazım Karabekir Paşa tarafınca dolaylı olarak uyarılır. İşin vahametini anlayan Eleşref Bey,  daha çok gerginliğe mahal vermemek için aşiret temsiliyetini yeğeni Hamit Bey’e devrederek inzivaya çekilir.   

1920 yılı, Eleşref Bey açısından tam bir hüsrandır. Kendisi ve ailesinin uhdesinde olan birçok köy ve mezra,  dışarıdan gelenlerin yerleşim alanı haline getirilir. Dolayısıyla mülkiyetindeki topraklar bir fazlaca azalmıştır. 

Iğdır ve çevresinin Türkiye’ye iştirak etmesi, Kars’ın kurtarılmasından bir yıl sonrasına (14 Kasım 1921) denk düşer. 

Bu tarih, hem de İngilizlerin ve yöredeki Ermeni ağırlıklı yönetimin denetim etmekte zorlandığı en zayıf dönem sayılır.

Müslüman ağırlıklı bölge insanlarının Türkiye tarafına eğilimli olmasından dolayı dolayı, İngilizler-Ermeni yöneticilerin onları tam denetim altına almaları giderek zorlaşmıştır.

Iğdır yöresinde Müslümanları temsilen bir komite oluşmuştur. Komite Hamit Bey (Eleşref Bey’in yeğeni) ile önde gelen Kürt şahsiyetlerinden Ali Mirze Bey, Haso Ağa, Yusuf Bey ve bir Azeri temsilciden oluşmuştur.

Komite yetkilileri; bir taraftan yöredeki insanların problemlerine çözüm ararken, öteki taraftan  güvenlik amacıyla aşiretlerini silahlandırdılar. 

Bu kontrolsüzlüğün bir başka sebebi de şudur: İngilizler, Bolşevik Devrimi’ne karşı direnen Çarlık yanlısı Beyaz Rus Ordusu komutanlarından Anton İ. Denikin birliklerine destek için Sürmeli çukurundaki (Iğdır ve çevresi) güçlerini  göndermişlerdir. 

Dolayısıyla 1920 ile 1921 yılları aralığında ciddi bir denetim, askeri ve yönetimsel boşluk dünyaya gelmiştir.             

Kars’ın alınmasından sonrasında, Eleşref Bey’in Rus Çarlığı döneminde giydirilmiş olduğu askeri üniformasıyla Kazım Karabekir’i makamında ziyaret etmiş olduğu rivayet edilir.

Paşa, kendisini usulüne uygun şekilde ağırlamıştır. Eleşref Bey, yöresindeki (Iğdır şeklinde) belediye işlerinin oturması mevzusunda destek istemiştir. Paşa, bu isteğe olumlu yaklaşmıştır.   

Aynı Eleşref Bey, 1922 senesi başlarında batı cephesine gönderilmek suretiyle yörede toplanan kuvvetlere iaşe için kolordu merkez mutfağına 100 tane koyun göndermiştir.

İstihbaratçı Kazım Bey’in yazılarında, bu husus (yada jest),  ‘birazcık da Ankara’daki merkezi yönetim ile Eleşref Bey arasındaki buzların erimesi maksadıyla meydana getirilen bir girişim’ olarak değerlendirilmiştir. 

1923 senesinde duyuru edilecek olan Cumhuriyet münasebetiyle, Eleşref Bey Ankara’ya (M. Kemal’e hitaben) şöyleki bir telgraf göndermiştir:

Müsaade buyurursanız, Cumhuriyet’in yöredeki (Iğdır yada Kars çevresi) kutlama ve resmi törenlere (Çarlık döneminde taşımış olduğu) üniformalı katılmak arzusundayım.

Ankara (Mustafa Kemal), diplomatça bir ifadeyle bu isteği reddetmiştir. Aynı soğukluk M. Kemal’in 1924’te Kars’ı ziyaretinde de yaşanmıştır. Yöre ileri gelenleri devlet konukevine çağrı edilirken, kendisi çağrı edilmemiş; o da buna oldukca kırılmıştır.                             

1925 yılı yazında Goruxan (Koruxan-Korhan) yaylasında bir dostuna konuk olan Eleşref Bey, oraya ziyarete giden jandarma  hudut tabur komutanından şöyleki bir data edinmiştir:  

Kısa sürede beylik, ağalık, paşalık şeklinde unvanlar yasaklanmış olacaktır.  O denli ki, bu tür insanların elindeki fazla topraklar,  topraksız yurttaşlara hisse edilecektir. Bu mevzuda kanun çıkacağı kesindir!

Gerçekte ilerlemiş yaşına karşın devlet Eleşref Bey’e hep şüpheyle yaklaşmıştır.1926’da unvanların yasaklanması ve soyadı kanunu çıkarılmıştır.

Kanun uyarınca sülalesinden Kağızman’da yaşayanlar (Aras), Iğdır’dakiler (Güneş) ve Ağrı’da bulunanlar ise (Aslan) soyadlarını aldılar.

Eleşref Bey’in nüfus kaydını yenilediğine dair kati bir kayıt yoktur. İskân Kanunu (bilhassa 1925 Şeyh Sait İsyanı diye malum hadiseden sonrasında, Kürtlerin yoğun yaşadıkları bölgedeki siyasal ve kanaat önderlerinin yaşadıkları bölgelerden değişik vilayetlere sürgün edilip zorla yerleştirilmesine yönelik kanun) çıkarıldığında, Eleşref Bey karşı önlem olarak topraklarını bölüp yeğenlerinin üzerine tapulatmıştır. 

Beş evlilik yapmasına karşın evladı olmamıştır. Pek üzülmüş olduğu acı olaylardan biri baba olamaması, diğeri de âşık olduğu nişanlı Ermeni kızını kaçırması ve kızın hazin şekil de öldürülmesi olmuştur.   

Öte taraftan Gûlî Cevher Ağa ve Eleşref Bey soyunda somutluk kazanan Torun ailesinin kökü oldukca eskiye dayanmaktadır: Neredeyse bir hanedan soyu gibidir.   

Mesela bu sülale Kaçar (Qajar) hanlığı, Çarlık Rusya’sı, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devirlerinde feodal aristokrat kimliği sayılan TORUNLAR (Kürtçesi Torınên Mala Kosa) tanımını hep  korumuşlardır. 

Çekirdek aileden gelen ELEŞREF BEG’i ise devamlı baş tacı edip sahiplenmiştir.  

Gelgelim onun şahsıyla ilgili ciddi bir vaka, adeta sır şeklinde saklanmıştır. 1925 senesinde yürürlüğe giren Takrir-i Sükûn Kanunu (mecburi ikamet) kendisine 1926 senesinde bildiri edilmiştir. Sadece o,  bu tebliği almamış ve kaçak duruma düşmüştür.

Aynı yıl yörede Ağrı isyanı patlak vermiştir. Bu münasebetle benzer tebligatı almayı kabul etmeyen birçok aşiret ileri geleni dağa çıkmıştır.

Bölgede örgütlü olan Beyrut merkezli HOYBUN (Xwebûn-Bağımsızlık), bu isyanı organize etmiştir. 

Torunlar ailesinin bu isyana destek vermesi mevzusunda Eleşref Bey’in sağa sola haber gönderilmiş olduğu hep anlatılır. Bu vesileyle son iki yılını kimi vakit Iğdır’da, kimi vakit Kağızman’da kimi zaman de Ağrı’daki akrabalarının yanında geçmiştir.    

Ağrı İsyanı’nın kanaat önderlerinden Şêx Zahar’ın torunu Lütfü Bey’in anlatımına bakılırsa;  Eleşref Bey, dedesine bir cins binek atı ve bir Rus beşlisi tüfek armağan etmiştir. 

Adilcevaz doğumlu akademisyen Sedat Ulugana değindiği “Ağrı Kürt Direnişi ve Zilan Katliamı: 1926-1931” başlıklı kitabında Ağrı ayaklanmasına katılan aşiretleri yazarken, “Torunları, üçüncü sırada göstermiştir!” 

Her nedense Iğdır’daki “Güneş” soyadını taşıyanlar, bu vakası pek anmaz ve dile getirmezler. Ağrı’da yaşayan Torun sülalesini kolu sayılan “Aslan” soy adını taşıyanlar ise tam tersini anlatırlar.

Onlara bakılırsa; dedeleri isyanı desteklemiş ve katılmışlardır. O denli ki, isyanın ilk senesinde   dedeleri Eleşref Bey, ayaklanamaya katılım için teşvikte bulunmuştur. Ona kulak veren aşiret-sülale mensupları da dağa çıkmışlardır.  

Van’daki Brukan aşiretinden Eliyê Evdirehman ise Şêx Zahar hakkında bir roman yazmıştır: “Şerê li Çiya û Şêx Zahır” (Dağdaki Cenk ve Şeyh Zahir) adlı romanda anlatılanlara bakılırsa; 

Yakın akrabası olan Şêx Zahar, Karahacılar köyünde dünyaya gelmiştir. İsyan esnasında Eleşref Bey’in  desteği yardımıyla yörede epey tabanca ve adam sağlanmıştır.

Ek olarak onun haber gönderilmiş olduğu yerlerden yiyecek yardımı alınmıştır. Üstelik kendisini suç duyurusu eden  Iğdırlı bir şahsın tüm koyunlarına el konularak harp mıntıkasına götürülüp isyancılara verilmiştir.

Ne var ki Eliyê Evdirehman’ın ölümünden dolayı roman yarım kalan haliyle yayımlanmıştır. 

Anlaşıldığı suretiyle Eleşref Bey, ömrünün son yıllarında yalnız zengin bir aşiret reisi ve devlet nezdinde şüpheli biri değil; hakkında sürgün kanunu çıkmış olduğu ve Ağrı isyanına destek verdiği için aranır duruma düşmüştür. 

Bu yüzden olsa gerek; bir zamanlar yakın akrabalarının ev-oda duvarlarında asılı olan resimleri sakıncalı görüldüğü için ortadan kaldırılmıştır.

Bundan dolayı Rus Akademisindeki gençlik resminin haricinde kendisine ilişik fotoğraf bulunamamıştır.

Oysa gerek Revan gerekse Iğdır’da yakın çevresiyle çekilmiş pek oldukca resmi vardır. 

Gerçek şu ki; Iğdır’ın kurtuluşundan önceki temsil komitesinde yer edinen aşiret liderleri, Ağrı İsyanı’na dolaylı destek vermişlerdir. Torun ileri gelenlerinden Kerem Bey, isyancılara insan gücü ve cephane olarak epey katkı sunmuştur. 

Gerek HOYBUN (Xwebûn) günlüğünde, gerek İhsan Nuri Paşa’nın anılarında gerekse Şêx Zahar’ın bu tür destek ve katılımlar belirtilmiştir.

Çoğunlukla ticaretle uğraşan Güneş Ailesi efradından bir çok, bahsedilen destekleri ve Eleşref Bey ayaklanmaya katkılarını reddetseler de, Şêx Zahar’ın HOYBUN merkez komitesine yazdığı raporlar ve Bruk aşiretinden Eliyê Evdirehman’a verdiği bilgilerden bu katılımın somut bir hakikat olduğu anlaşılmaktadır. 

Ek olarak o dönem hakkında yöreyle ilgili tavsiye ve gelişimleri detaylı tarzda özetleyen Numan Bey’in mektupları, bu maddi gerçekliği teyit etmektedir.   

Eleşref Bey, 1928 senesinde vefat etmiştir. Bunun üstüne yörede adeta kıyamet kopmuştur. Cenazesi, görkemli bir kalabalık eşliğinde Karahacılar köyünde babasının yanına defnedilmiştir. 

İddiaya bakılırsa, aranır haldeyken kendisi son aylarında bu kabristanda gizlenmiştir. Yaşlı kurt ARİSTOKRAT kimliğini mevki ve maddiyat için değil, halkına ve tarihe karşı son kez olsa bile yardım etmiş, vicdani vazifesini layıkıyla yerine getirmiştir…
 

Karslı araştırmacı Tazebey Çakas2.jpg

Karslı araştırmacı Tazebey Çakas

 

Not: Tazebey Çakas’ın araştırmış olduğu kaynaklara bakarak değindiği Eleşref Bey ve sülalesinin tarihini şimdilik bununla noktalayalım. Burada ilgimi çeken nokta şudur: T. Çakas, Gûl Cevher Ağa ile oğlu Eleşref Bey’in yaşam serüvenini donuk fotoğraf kareleri şeklinde değil; onları birleştirip zamanı olayların gidişatı sürecinde adeta hareketli bir film halinde oynatarak bizlere göstermiştir.

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.