Yoksul kentlerin varlıklı tarihinden bir kesit: Dara

30 Eylül 2022 0 Yazar:

Mardin sınırları içinde yer edinen Dara Antik Kenti asırlardır tüm gizemiyle Mezopotamya’nın ortasında varlığını sürdürüyor.

Hem toprak yüzeyinde hem de yerin altında müthiş kalıntılar barındıran Dara’yı son olarak 2010 senesinde ziyaret etmiştim.  

O günden bu güne fazlaca şey değişti. Süre hızlıca aktı, yeni bulgular ortaya çıktı. Dara birazcık daha bilinir oldu, gizemli zamanı azca da olsa aralandı. Basından takip ettiğim kadarıyla geçmişi, kalıntılara bakılırsa 5 bin yıl geriye uzanıyor.
 

2010 (1).JPG

Dara Antik Kenti, 2010 / Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Geçen hafta sonu Dara kalıntılarına vardığımda güneş yakıcılığını yitirmiş, fotoğraf için hoş bir ışık oluşmuştu.

Kentin yekpare kayalara oyulmuş mağaralardan oluşmasının yanında sonradan inşa edilen su sarnıçları, köprü ve kale geçmişin izlerini günümüze taşıyor.
 

IMG_0239.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Bilhassa, beyaz kireç taşlara oyulan bölüm insanı geçmişe götürüyor, ilk çağların izinde kaybolup gidiyor.

Güneş, akşamüzeri binlerce senelik kenti altın sarısına boyuyor, gölgeler karanlık tünelleri daha bir karartarak geçmişin ürkütücü tablosunu ortaya çıkarıyor.
 

IMG_0273.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Dara Antik Kenti, sanırım taşın işleme evveliyatına denk gelen bir yerleşim yeri. Hem şehir hem mezarlık hem de muhteşem bir sığınma alanı.

Yalnız bir bölümden oluşmuyor. Taş ocağı olarak malum birçok alan kentin genelini oluşturuyor. Köyün inşa edilmiş olduğu yer de antik alana dahil.
 

IMG_0337.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Evlerin bir çok devasa taş duvarlar üstünde inşa edilmiş. Bugün bile birçok evin bodrumunda mağara ve sığınaklar var.

Aslına bakarsan bugün su sarnıcı ya da zindan olarak malum bölümleri de bir köylünün, ahırını büyütme ihtiyacından tesadüfen ortaya çıkmış.
 

IMG_0319.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Kenti kuş bakışı gören bir damın çatısına çıkıp deklanşöre bastığımda oldukça geniş bir alanda kalıntıların varlığı gözüme çarpıyor.

“Mezopotamya’nın Efes’i” denilse de burası hakkaten daha büyük bir eski süre kenti. Bir iki yeni yapı olmasa insan kendini süre tünelinde zannedebilir.  
 

IMG_20220924_170000.jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Sarımtırak taşları ve asırlar öncesi dönemden kalan yapılar insanı hem büyülüyor, hem de şaşırtıyor. İnsan antik alanda gezdiğinde giderek bir olağanüstülük seziyor.

Kayalara oyulan onlarca oda, tapınak ve kaya mezarları Mezopotamya’nın tanıdık kültürünü çağrıştırırken, araştırmacılar buranın tarih süresince mühim bir tecim merkezi bulunduğunu belirtiyor.
 

DSC_5842.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Aslına bakarsak yalnız bir tecim merkezi de değil. Büyük İskender için ileri bir garnizon, Pers Kralı Darius için zapt edilecek varlıklı bir şehir.

Tarihçiler geçmişte burada yaşayan halkla pek ilgilenmemiş. Daha fazlaca Büyük İskender ve Pers Kralı Darius’la ilgilenmişler. Dara adını da Darius’tan aldığını yazmışlar.
 

2010 (2).JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Dara isminin kökeni hakkında informasyon veren Evagrius, Malalas, Agapius ve Abu’l Farac benzer biçimde Antik ve Orta Çağ tarihçilerinin aktarımlarına bakılırsa; Pers Kralı III. Darius’un (MÖ 336-330) Büyük İskender’e (MÖ 336-323) karşı yapmış olduğu harpte öldüğü yerin, sonrasında Dara olarak adlandırıldığı ve Dara isminin kökeninin buraya dayandığı varsayılıyor. Dara isminin kökeni hakkında 13’üncü yüzyıl Süryani tarihçisi Abu’l Farac (Bar Hebraeus) şu şekilde bahsediyor: 

Hellen Kralı Büyük İskender ile Pers Kralı Darius burada savaşmış ve Darius burada ölmüştür. Bundan dolayı de buranın adı Dara’dır.
 

2010 (3).JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Tarihsel süreçte yazılan çizilen bilgilere karşın, buranın daha eski çağlardan kalan bir şehir olduğu izlenimi edindiğimi belirtmek isterim.

Nedenini açıklayamıyorum fakat burada fazlaca daha eski bir tarihsel macera yaşanmış diye düşünüyorum.

Uzun süredir Mezopotamya’nın yekpare kayalara oyulmuş kentlerinde ara sıra fotoğraf çeken birisi olarak, buna benzer alanların sanılanlardan daha eski olabileceği hissi var bende.
 

2010 (5).JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş​​​​​

 

Adıyaman Pirin, Harran Soğmatar, Urfa merkezde bulunan Kızılkoyun Nekropolü, gene Urfa Nemrut Tahtı olarak malum antik alanda bulunan Cudi Antik Kenti ile Dara birbirlerine azca da olsa benziyorlar.

Bundan dolayı bir uygarlık halkaları olma ihtimalleri yüksek. Hatta adını anmadığım birçok Mezopotamya kentinde bunlara benzer alanlar söz mevzusu.
 

DSC_5840.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Sular altında kalan Hasankeyf ve Eğil Antik Alanları, Suruç ilçe sınırlarında görülen Sarı Mağara, Nizip kırsalında mevcud Kaya Mezarları ve Antep Şehitkamil ilçe sınırları içinde yer edinen Dülük Antik Alanı, Dara Antik Kentiyle benzerlik gösteriyor.

Aynı süre diliminden bahsetmiyorum, bir kültürel damardan, etnik ya da dini bir güçten benzerlik oluştuğunu tahmin ediyorum.

Bu benzetmeler Dara Antik Kenti’nin önemsiz ve bayağı olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, Dara kendine özgü yapısı ve çevresinde inşa edilen mühim yapılarıyla öteki alanlardan ayrılıyor.

Daha görkemli, daha büyük ve işlevsel bir alan bulunduğunu ortaya koyuyor.
 

IMG_20220924_161848.jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Mezopotamya Harabeleri de denilen alanda 1986 senesinde kazılara başlanılmış. Kazıldıkça yeni kalıntılar, yeni bulgular gün yüzüne çıkmış. Bilim çevrelerini heyecanlandıran buluntular çıkarılmış.

Bugün yekpare kayalara oyulan onlarca yapı ile oldukça çok dikkat çekilen yerlerden biri. Bilhassa antik kazı alanın içinde yer edinen Nekropol tüm dikkatleri üstüne çekmeye yetiyor.

Dev gibi bir toplu mezarın yer almış olduğu koca mağara bölümlere ayrılarak bir anıt mezara dönüşmüş. 
 

IMG_20220924_164745.jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Anlatılanlara bakılırsa buradaki Nekropol, Roma ve Persler içinde geçen harpte ölen Roma askerlerinin kemiklerinin gömüldüğü devasa toplu bir gömüt.

Alan daha ilkin toprakla kaplıyken, artık kazılıp temizlenmiş ve onlarca insan kemiği Nekropol zeminindeki gömüt açığa çıkarılıp, ziyarete açılmış.

Bu alan sanırım her insanın dikkatini çekiyor. İnsan içeriye girdiğinde yüzlerce senelik is tabakası duvarlarda siyah ve ürkütücü bir görünüm oluşturuyor.
 

2010 (4).JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Zemin de ise ışıklandırılan mezarlar var. İç içe, üst üste olan onlarca insan kemiği, kafatası derhal belli olmasa da içerdeki ışığa göz alıştığında derhal fark ediyor.

Hangi amaçla yapıldığını tam anlamasam da tekrardan diriliş için kemiklerin buraya taşındığı biliniyor.
 

IMG_0242.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Yüzlerce Roma askerinin gömüldüğü toplu mezarda gezerken, savaşın korkulu yüzü asırlar öncesinden beliriyor.

Bir an içimin daraldığını, onlarca insanoğlunun bedenlerine bastığımı düşündüm. Nekropol havalandırma bacası fazlaca garip.

Tamamıyla kayanın oyulmasıyla oluşan bacanın tam olarak hangi nedenle yapıldığını bilmesem de bana Krematoryum fırınlarını hatırlattı.
 

Nekropol 2010 (3).JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Artık daha çok içeride kalmamak için cam bölmeler üstünden dikkatlice yürüyerek dışarı çıktığımda güneş daha bir kızıllaşmış, Dara altın sarısına boyanmıştı.

Gün akşama varmak üzereyken, hızlıca su sarnıçlarına ve hemen sonra zindan denilen yer altı yapılarda geçmişin atmosferini solunum ettim.
 

Nekropol 2010 (2).JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

 

Zindan olarak malum yapının üstünde ise günümüz insanoğlunun derme çatma düşüncesinin ürünü ev bir zıtlık abidesi olarak duruyordu.

Bir de içerdeyken elektrik kesintisin yaşanmasından dolayı gerçek zindan atmosferi oluşuyor, sarnıçlar ışıksız kaldığında zindandan farkı kalmıyordu…

Seneler ilkin bu zindan kapısında bir kız çocuğunu fotoğraflamıştım, bu kez aynı kız olmasa da benzer bir çocuk zifiri karanlıkta objektifime poz vererek geçmişle gelecek içinde köprü olmayı sürdürdü… 

 

 

1. Wikipedia: https://m.bianet.org/bianet/diger/264309-mardin-den-yukselen-medeniyet-dara-antik-kenti 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.