Yönetmen sineması: En heybetli filmlerde imzası bulunan şovmen bir yönetmen; Baz Luhrmann

29 Ağustos 2022 0 Yazar: admin

O, seneler içinde muhteşem bir yapımcı, yazar ve yönetmen bulunduğunu kanıtlayan, tüm eserlerinde kendine özgü bir biçim ortaya koymayı başaran çağıl bir auteurdir.

Tüm çalışmalarında kendine özgü stili, senaryo yazımı, hikâye anlatımı, yönetmenliği, tasarımı ve müzikal bileşenleri ile sanat sineması yaparken, onun bu imza filmleri ticari açıdan da tüm zamanların en yüksek kazancını meydana getiren filmler olarak beyaz perde geçmişine geçmiştir.

Eserlerindeki yaratıcılığı seyircileri hayrete düşürürken prodüksiyon tasarımları daima göz kamaştırmıştır.

Edebiyat, tiyatro, dans ve operadan beslenen filmleri; romantizmi ve çöküşü, fanteziyi ve müstehcenliği, ruhu ve bedeni kucaklarken o daima yeni şeyler deneyerek olağandışı olmayı başarmıştır.

Evet, bu hafta sizin için kadraja aldığım isim, en heybetli filmlerde imzası bulunan ve yapımlarında şov yapmaktan kaçınmayan şovmen bir yönetmen; Baz Luhrmann’dır.
 

 

En heybetli filmlerde imzası bulunan şovmen bir yönetmen; Baz Luhrmann

Beyaz perde, tv, opera, tiyatro, müzik ve kayıt endüstrilerinde pek oldukca projeye imza atan Mark Anthony “Baz” Luhrmann 17 Eylül 1962 tarihinde Sidney’de doğan Avustralyalı bir erkek oyuncu ve film yapımcısıdır.

Anası Barbara Carmel Brennan balo salonu dans öğretmeni ve bir butik sahibiydi ve disiplin odaklı bir Vietnam Savaşı gazisi olan babası Leonard Luhrmann ise bir benzin istasyonu ile beyaz perde işletmecisiydi.

Yaşam dolu anası çocukken onu bir balo dansçısı olmaya teşvik ederken, babasının sinemadaki emekleri ona erken yaşlarında pek oldukca iyi filmi parasız seyretme şansı verdi ve bu girişimler, onun hem dansa hem de beyaz perdeye olan sevgisinin gelişmesinde oldukça etkili oldu.

Çocukken balo salonu danslarına katılan Baz Luhrmann, ona sahnede hakikaten başarı göstermiş olmak için neye gereksinim duyduğuna dair erken yaşlarında derinlemesine bir bakış sağlamış oldu.
 

 

Erken yaşlarından itibaren bir Rönesans insanı benzer biçimde yetişen Baz Luhrmann çocukluğunu fotoğraf, binicilik, hızla giden bir otomobilden uzaktaki hedefi vurması ihtiyaç duyulan atış talimleri ve hatta komanda eğitimleriyle iç içe yaşadı.

Bu komando eğitimleri esnasında babası Baz Luhrmann’ı kardeşleriyle beraber tenha bir yerde bırakıyor ve çocuklar karanlıkta, kendi yöntemleriyle eve dönüş yollarını bulmaları gerekiyordu.

Bu eğitimleri veren babasının mesajı açıktı; evlatlarının her şeye karşı hazırlıklı olmalarını istiyordu.

Yaşamının ilk yıllarını iki kardeşi Brett ve Chris ile beraber geçiren ve Yeni Cenup Galler’in kuzeyindeki ufak bir kırsal yerleşim yeri olan Herons Creek’te büyüyen Baz Luhrmann, 1975-1978 yılları aralığında Port Macquarie’de, öğrenmeyi yaşamla harmanlamak için eşi olmayan bir fırsat sunan St. Joseph Hastings isminde bir Katolik ilköğretim okulunda okudu.

Sonrasında öğrenimine St. Paul Katolik Koleji’nde devam eden Baz Luhrmann sonrasında da gelecekteki işbirlikçisi Craig Pearce ile tanışacağı Narrabeen Spor Lisesi’ne giriş yaptı.

Luhrmann okulda kendisine saç stili sebebiyle verilen “Baz” lakabını aldı, bu isim bir kızıl tilki olan kukla karakter Basil Brush’tan geliyordu.

Böylelikle lisedeyken adını Bazmark olarak değiştiren Luhrmann takma adı ile doğum adını bir araya getirdi ve 1980 senesinde da lise öğrenimini tamamladı.
 

 

1983’te Ulusal Acıklı Sanat Enstitüsü’nde oyunculuk kursuna süregelen Baz Luhrmann, 1985 senesinde Sonia Todd, Catherine McClements ve Justin Monjo ile beraber bu enstitüden mezun oldu.

Okulda geçirdiği süre süresince Sydney Opera House’daki Avustralya Opera şirketi ile emek verme imkânı buldu.

Bu sayede çeşitli yapımlarda yer aldı ve kendi eserlerini yaratmaya başladı; ilk projelerinin bir çok Avustralya Operası ile olan ilişkisinden almış olduğu ilhamlardan oluşsa da 1986 senesinde kendi geçmişinden esinlenerek “Strictly Ballroom” adlı bir oyun yazıp bu sahneye koymayı başardı.

Altı yıl sonrasında ise bu ilk oyununa dayanarak Strictly Ballroom adlı duygusal bir film yapmış oldu ve pek oldukca ödül kazanılmış olduğu bu film ile büyük çıkış meydana getiren Baz Luhrmann böylelikle bir yönetmen olarak beyaz perde dünyasında güvenli adımlarla yürümeye başladı.
 

 

Emek verme disiplini

Bazı insanoğlu için şöhret ve servet doğduklarından itibaren haiz oldukları bir şey olsa da bu hiçbir süre Baz Luhrmann için geçerli bir şey olmadı ve kariyer hayata geçirmeye çalışırken derhal başarı göstermiş olmadı.

Zira sektördeki pek oldukca şahıs benzer biçimde iniş çıkışlarla dolu hayatında ilerlerken başarının yanı sıra başarısızlıklarıyla da yüzleşmek mecburiyetinde bırakıldı.

Fakat bu başarısızlıklar daima onu kamçıladı ve paraları olmadığında bile daima bu hedefe ulaşmaya çalıştı.

Kendisine bir kariyer inşa ederken İtalyan büyük operalarından ve Bollywood filmlerinin yönetmenlik tarzlarından etkilendiğini söyleyen Baz Luhrmann’ın bir film yaparken tek planı, hiçbir planının olmamasıdır.
 

 

Bazıları onu anlamadığı, bazılarının ise akılları bu şekilde çalışmadığı için onun bu emek verme disiplinini faydasız görse de o, bir işe plansız girmenin süratli düşünen ve anında bir şeyler yapabilenlerin tercih edebileceği bir teknik bulunduğunu söylüyor.

Çalışmalarında detaylara oldukca ehemmiyet veren Baz Luhrmann kimi zaman tek bir sahne için haftalarca prova yapmaktan da kaçınmıyor.

Kurgu mevzusunda da benzersiz bir tarza haiz olan Baz Luhrmann’ın bir çok filmi birazcık komediyle başlıyor olsa da çoğu zaman trajedi ile bitiyor, ayıca yapımlarında hem gerçekliği hem de fanteziyi tutarlı bir halde harmanlamayı da dikkatsizlik etmiyor.

Eserlerinin çoğunda hakikatin ardında olan Baz Luhrmann, parıltılı yaşamları bir çok süre yaşamın iyi mi olabileceği yanılsamasını seyircisine göstermek için kullanıyor.

Ayrıca Baz Luhrmann’ın favori filmleri içinde Harp ve Sulh (War and Peace, 1956), Sekiz Buçuk (8½, 1963), ABD Nereye? (Medium Cool, 1969), Fitzcarraldo (1982) ve Sarı Bebek (Yıldız 80, 1983) benzer biçimde filmler içeriyor.
 

 

Yaratıcı bir insanoğlunun yaşamı

Baz Luhrmann üniversitedeyken, 26 Ocak 1997 tarihinde yapım tasarımcısı Catherine Martin ile evliliğe ilk adımını attı ve bu birlikteliğinden çiftin iki evladı oldu.

Sidney’de pek oldukca ortak işe imza atan çift Temmuz 2015’te Darlinghurst’taki evlerini satmaya ve daha yerleşik bir aile yaşamına haiz olmak için New York’a taşınmaya karar verdi.

Sidney anavatanı olduğundan yeri doldurulamayacak olsa da burada kendisine daima bir rock yıldızı benzer biçimde davranılmasından dolayı özgürce yaşayamayan Baz Luhrmann böylelikle aramış olduğu sessizliği ve sakinliği New York’ta buldu.
 

 

Ne kadar baskı altında olursa olsun, bu şehirde rastgele bir bara girip, istediği şeyi gözler üstünde olmadan sipariş verebildiği, kim olduklarını deklare etmeden barmenle yada tarafındaki biriyle isimsiz bir konuşma gerçekleştirebilme özgürlüğüne haiz olduğundan Baz Luhrmann New York şehrini oldukca seviyor ve bu şehrin kaosu onu rahatlatıyor.

Öteki taraftan dışardaki düzenin içindeki yaratıcılığı da etkilediğini düşünen Baz Luhrmann her ne kadar bu şehrin kaosundan hoşlansa da kendi hayatında işlerine odaklanırken ona engel olabilecek tüm kaosları da engellemeye çalışıyor, o şekilde ki değişik lokasyonlardaki yaşam alanlarının hepsinde aynı düzeni kurarak yer değiştirse bile sanki tek bir yerde yaşıyormuş benzer biçimde sezmek istiyor, bundan dolayı alışmış olduğu düzenin dışına çıkmak onu huzursuz ediyor.

Gereksiz ayrıntıları düşünmek zorunda bırakmayan böylesi bir seviye ve sadeliğin kendisine yaratıcılık için daha çok alan ve süre bıraktığına inanıyor.

Uykuyla ilgili sorunları sebebiyle geceleri devamlı çalışan Baz Luhrmann birbirlerini rahatsız etmemek adına karısı ile kendisinin evde ayrı yatak odaları bulunduğunu ve bu yüzden de karısıyla evde beraber yatmadığını söylüyor.
 

 

Fakat telefonları da dahil olmak suretiyle kendilerini hakikaten meşgul eden her şeyi geride bırakarak karısıyla baş başa kalabilmek, söyleşi edebilmek, beraber zaman geçirebilmek ve birlikte uyuyabilmek için her cumartesi bir otele gitmek benzer biçimde senelerdir sürdürdükleri bir ritüelleri olduğundan da bahsediyor.

Romantizmin yalnız aşk ya da aşıklarla ilgili bir şey olmadığını, yaratıcı bir maceranın, bir köprüde yürümenin, şehrin nabzını hissetmenin, kalabalığa kapılmanın ve bir kırmızı şarabın verdiği hazzın da bir aşk olabileceğini düşünen Baz Luhrmann yaşama serüvenini sürdürmek için doğru yolları bulmanın oldukca mühim bulunduğunu söylüyor.

Filmografisi

Baz Luhrmann’ın ilk üç filmi “Kırmızı Perde Üçlemesi” olarak bilinir, sadece bunlar genel olarak hikayeleri ve vaka örgüleri birbiriyle bağlantılı bir trio değildir.

Luhrmann, yalnız belirli bir film yapım tekniği olarak bu tarz şeyleri bir trio olarak tanımlamıştır; her film, anlatı süresince tekrardan ortaya çıkan bir tiyatro motifi ihtiva eder.

Her filmin, iyi malum bir hikâyeye ya da efsaneye dayanan, her biri izleyicinin muhtemelen aşina olması ihtiyaç duyulan bir sonla biten bir mevzusu vardır.

Üç film de kendi hikayelerini yerleşik bir tematik vasıta vasıtasıyla anlatır; Strictly Ballroom‘da “dans”, Romeo + Juliet‘te “şiir”  ve Moulin Rouge!‘da “müzik” ön plandadır.

Baz Luhrmann’ın eserlerini tanımlayacak olursak, bu inanırım “kaotik bir iyilik” olurdu.
 

 

Luhrmann’ın filmlerinde büyük seviyede öne çıkan şey hem canlı hem de coşkulu olan benzersiz görsel ve teatral yönüdür.

Bu alışılmadık auteur her ne kadar kimi zaman göz yoran bu “şatafatlılığı” ve “iddialı cüretkarlığı” sebebiyle eleştiriliyor olsa da sinematik seyretme deneyiminde yaratıcılığın sınırlarını zorlamaktan hiçbir süre vazgeçmiyor.

Netice olarak geçekten yapmak istediğini değil, yapılması icap ettiğini hissettiği şeyleri hayata geçirmeye bağımlı bulunduğunu söyleyen Baz Luhrmann filmlerinde yapabileceklerinin sınırlarının ötesine geçmekten korkmuyor.

Yönetmen olarak Baz Luhrmann’ın evrimini de görebileceğiniz her biri modern yorumlarla harmanlanmış bu filmleri aşağıda sizin için özetlemeye çalıştım.

Dans ve Aşk

Yönetmen: Baz Luhrmann / Oyuncular: Paul Mercurio, Tara Morice, Bill Hunter, Pat Thomson, Gia Carides, Peter Whitford, Barry Otto, John Hannan, Sonia Kruger, Kris McQuade, Pip Mushin, Leonie Page, Antonio Vargas, Armonia Benedito, Jack Webster, Lauren Hewett, Steve Grace, Paul Bertram, Di Emery, Lara Mulcahy, Brian M. Logan, Michael Burgess, Todd McKenney, Kerry Shrimpton, Simone Gage, Bradley Sabott, Ray Mather, Jo Shinta, Peter Lynch, Lee Becchiet, Warren Ring, Jaya Jamieson, John O’Connell, Anita Curtis, Roxana Vella, Deanne Curtis, Ángel García, Dene Kermond, Genevieve White, Lisa Ellis, Jacqueline Lendich, Bob Adams, Michelle McClatchy / Süre: 94 dakika
 

 

Vals, Rumba, Samba, Tango, Cha Cha, Step Salsa… Baz Luhrmann’ın 1992 senesinde ilk kez bir beyaz perde filmi için yönetmen koltuğuna oturarak çekmiş olduğu Strictly Ballroom; muhtemelen daha ilkin bu kadar varlıklı bir koreografiyi bir arada görmediğiniz müzikal bir hikâyeyi kadrajına alıyor.

Kırmızı Perde Üçlemesi’nin ilk kısmı olan bu filmin ana karakterlerinden Scott Hastings, Avustralya Dans Federasyonu’nun düzenlemiş olduğu geleneksel balo salonu dans yarışmasını kazanmayı hedefleyen aşırı istekli ve atletik bir dansçıdır.
 

 

Sadece partneri Liz, çocukluğundan beri prestijli bir dans okulunda eğitim görmüş parlak bir balo dansçısı olan ve geleneksel balo salonu stilini ve hareketlerini takip ederse bir sonraki Pan-Pasifik şampiyonu olacak olan Scott’un başına buyrukluğuna kızıp ekibi terk eder.

Böylelikle bu başıboş dansçı, alışılmadık bir rutin uygulayarak kariyerini riske atar ve yeni bir partnerle başarı göstermiş olmak için yola çıkar.

Bunun üstüne yeni partner arayan Scott, Fran isminde çömez bir dansçıyla tanışır.
 

 

Fran’a güvenmeyen Scott, onun İspanyol ailesiyle tanıştığında ve dans üstüne kurulu kültürlerini tanıdığında fikirleri değişmiş olur.

Bu hem bir aşk hikayesi hem de kendi olmaktan vazgeçmeden hayallerinin peşinden gidenlerin ve pes etmeyişin hikayesidir, fakat bununla beraber gerçek Avustralyalı karakterlerin, Anglosaksonların ve göçmenlerin (bu filmimizde İspanyolların), rekabet ve spor mevzusunda tutkulu, her şeyi kazanmak için daima ellerinden gelenin en iyisini meydana getiren, çalışkan hayalperestlerin bir karışımını ekrana getirmektedir.
 

 

Çarpıcı, parlak, renkli, şaşırtıcı bir peri masalı, tam bir romantizm, bol miktarda dans ve baştan sona yaratıcı.

Görkemli kurgusu, sinematografisi ve müzikleriyle seyircisine her karesinde dansın ve müziğin tutkusunu yaşatan bu çağıl süre klasiği, Baz Luhrmann’ın kendi memleketinde çekmiş olduğu türünün en iyi örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Romeo + Juliet

Yönetmen: Baz Luhrmann / Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Claire Danes, John Leguizamo, Harold Perrineau, Lupita Ochoa, Pete Postlethwaite, Gloria Silva, Paul Sorvino, Brian Dennehy, Paul Rudd, Vondie Curtis-Hall, Carolyn Valero, Miriam Margolyes, Paco Morayta, Jesse Bradford, M. Emmet Walsh, Margarita Wynne, Zak Orth, Jamie Kennedy, Dash Mihok, Vincent Laresca, Carlos Manzo, Christina Pickles, Diane Venora, Pedro Altamirano, John Sterlini, Harriet Sansom Harris, Michael Corbett, Edwina Moore, Quindon Tarver, Mario Cimarro, Ismael Eguiarte, Ricardo Barona, Fausto Barona, Alex Newman, Cory Newman, Jorge Abraham, Farnesio de Bernal, Catalina Botello, Des’ree, Rodrigo Escandon / Süre: 120 dakika
 

 

Muhtemelen yazılmış en büyük ve en iyi aşk hikayesi olan Romeo ve Juliet‘in ağlatısal öyküsünü artık bilmeyen kalmadığı için aslına bakarsak vaka örgüsüne dair söyleyecek fazla bir şey yok; hikâyenin geçmiş olduğu Verona şehrinde soylulukta birbirine denk olan Montague ve Capulet aileleri can düşmanıdır.

Bu yüzden günün birinde Romeo Montague ve Juliet Capulet tanışıp birbirlerine âşık olduklarında, ailelerinin ilişkilerine hoşgörme göstermeyeceklerini bildiklerinden gizlice evlenmek zorunda kalır.

Bu beraberlikten kimsenin haberi yokken Romeo, arkadaşları ile Capulet ailesinden Tybalt içinde çıkan bir münakaşaya tüm iyi niyetiyle müdahale eder, o şekilde ki artık akraba olduklarını düşündüğü Tybalt ona tüm öfkesiyle saldırdığında bile ona karşılık vermeyi reddeder.

Sadece Romeo iki taraf içinde alevlenmiş olan gerilimi söndürmeye, bu kavgayı ayırmaya çalışırken en yakın arkadaşı Mercutio bu kargaşada ölümcül bir yara alır.

Bunun üstüne acı içindeki Romeo, çaresizce Tybalt’ı öldürür.

Bu kabahat için Romeo sürgüne gönderilir ve bu süre içinde Juliet’in ailesi, onun aslına bakarsanız evli bulunduğunu bilmeden ona talip olan başka biriyle evlendirmeye girişir.
 

 

Romeo ile Juliet’in gizlice evlenmesine yardım eden rahip bu problemi çözmek için her şeyi göze alan Juliet’e onu bir süreliğine ölü benzer biçimde gösterecek bir ilaç verir ve Romeo’ya durumu açıklayan bir mektup gönderir.

Sadece bu mektup ona ulaşmadan ilkin Juliet’in ölüm haberini alan Romeo zaman kaybetmeden Verona’ya geri döner ve mezarında yatan biricik karısı Juliet’i ziyaret eder.

Romeo her şeyden oldukca sevilmiş olduğu Juliet’ine kavuşabilmek için mezarda kendisini ölümcül bir zehirle zehirlediğinde Juliet’in içtiği ilacın da tesiri yavaş yavaş geçer.

Fakat Juliet uyandığında artık her şey bu iki aşık için oldukca geçtir; Romeo’nun başucunda ölmüş bulunduğunu gören Juliet, Romeo’nun silahını alarak bu kez hakikaten intihar eder.

Başından sonuna kadar olayların tek şahidi olan Rahip Laurence, ailelere tüm olanları anlatır ve bundan sonrasında iki aile arasındaki düşmanlık sonlanmış olur.
 

 

1996 senesinde, Kırmızı Perde Üçlemesi’nin ikinci kısmı için tekrardan yönetmen koltuğuna oturarak bu eski hikâyeye yepyeni bir yorum getirerek günümüze uyarlayan Baz Luhrmann’ın Romeo + Juliet adlı bu filmi, Romeo ve Juliet’in destansı aşk hikayesi modern dünyada vuku bulsaydı iyi mi bir trajediye yol açardı sorusuna bir yanıt niteliğini taşımaktadır.

Bugüne dek yapılmış en modern Shakespeare uyarlaması olan bu filmimizde, William Shakespeare’ın bu ağlatısal aşk öyküsü her ne kadar günümüz dünyasında geçse de aşıkların kaderlerine yazılmış olan trajedisi gene aynıdır.

Bu çağdaşlık bir ihtimal bazılarını rahatsız edebilir fakat film, Shakespeare’in kendisine özgü yazınsal dilini ve hikâyenin özünü bozmadan, orijinal diyalogları koruyarak vakaları kusursuz bir akıcılıkla aktarmayı başarmıştır.

Mekanların, aksesuarların seçimi ve modern yorumu dönemsel farkları aratmayacak kadar yaratıcıdır.
 

 

Başrollerde yer edinen Leonardo DiCaprio ve Claire Danes harikadır; karakterleri içinde gerçek kimya gözden kaçmamaktadır.

Harold Perrineau da Mercutio rolüyle oldukça dikkat çekicidir; onun açılış sahnesi, bir kez gördüğünüz ve asla unutamayacağınız sahnelerden biridir; gümüş kostümü, giydirilmiş olduğu peruğu ve oyuncunun kostümünü tamamlayan parlak kırmızı ruju bu deli uyarlamanın imzasını yansıtmaktadır.

Bir klasiği böylesi bir çağdaşlıkla uyarlamaya cesaret eden Baz Luhrmann, arşivlerde ne olursa olsun yer alması ihtiyaç duyulan bu iddialı filmiyle beyaz perdenin bir sanat bulunduğunu unutmadan bu işin iyi mi yapılabileceğini seyircisine ustalıkla göstermeyi başarmıştır.

Baz Luhrmann’ın William Shakespeare’in klasik oyununa dayanan bu modern yorumu en iyi yönetmenlik, müzik ve senaryo dallarında BAFTA’da kazanılmış olduğu ödüllerle kategorilerin bir öteki talibi olan “Titanic” filminin önüne geçmiştir.

Ayrıca Baz Luhrmann’ın anavatanı Avustralya’da, filmin müziklerine ilişkin soundtracki senenin en oldukca satan ikinci albümü olmuş ve beş kez platin plak kazanmıştır.

Kırmızı Değirmen

Yönetmen: Baz Luhrmann / Oyuncular: Nicole Kidman, Ewan McGregor, John Leguizamo, Jim Broadbent, Richard Roxburgh, Garry McDonald, Jacek Koman, Matthew Whittet, Kerry Walker, Caroline O’Connor, Christine Anu, Natalie Mendoza, Lara Mulcahy, David Wenham, Kylie Minogue, Ozzy Osbourne, Deobia Oparei, Linal Haft, Keith Robinson, Peter Whitford, Norman Kaye, Arthur Dignam, Carole Skinner, Jonathan Hardy, Plácido Domingo, Kiruna Stamell, Anthony Young, Dee Donavan, Johnny Lockwood, Don Reid, Tara Morice, Daniel Scott, Veronica Beattie, Lisa Callingham, Rosetta Cook, Fleur Denny, Kelii Grauer, Jaclyn Hanson, Michelle Hopper, Fallon King, Wendy McMahon, Tracie Morley, Sue-Ellen Shook, Jenny Wilson, Luke Alleva, Andrew Aroustian, Stephen Colyer, Steve Grace, Mark Hodge, Cameron Mitchell, Deon Nuku, Shaun Parker, Troy Phillips, Rodney Syaranamual, Ashley Wallen, Nathan Wright, Susan Black, Nicole Brooks, Danielle Brown, Anastacia Flewin, Fiona Gage, Alex Harrington, Camilla Jakimowicz, Rochelle G. Jones, Caroline Kaspar, Mandy Liddell, Melanie Mackay, Elise Mann, Charmaine Martin, Michelle Wriggles, Michael Boyd, Lorry D’Ercole, Michael Edge, Glyn Gray, Craig Haines, Stephen Holford, Jamie Jewell, Jason King, Ryan Males, Harlin Martin, Andrew Micallef, Jonathan Schmölzer, Bradley Spargo, Joseph ‘Pepe’ Ashton, Jordan Ashton, Marcos Falagan, Mitchel Falagan, Chris Mayhew, Hamish McCann, Adrien Janssen, Shaun Holloway, Darren Dowlut, Dennis Dowlut, Pina Conti, Nandy McClean, Maya McClean, Patrick Harding-Irmer, Albin Pahernik, Aurel Verne, Kip Gamblin, Wilson Alcorn, Kerry Casey, Peter Collingwood, Cass Cumerford, Matthew Dale, Brenda De Lacy, Eliana Dona, Nash Edgerton, Coralie Eichholtz, Tim Elliott, Pat Evans, Nicole Fantl, Sandi Finlay, Waldo Garrido, Scott Gregory, Kahlia Greksa, Karinna Greksa, Trent Harlow, Troy Harrison, Geoffrey Kiem, Harold Kissin, Ian Lind, Tony Lynch, Angus Martin, Liliya May, Paul Maybury, Scott Peters, Chris Pickard, Greg Poppleton, Brett Praed, Thern Reynolds, Greg Robinson, David Scotchford, Neeraj Singh, Sotiri Sotiropoulos, David Whitford, Matt Wilson / Süre: 127 dakika
 

 

Baz Luhrmann’ın Kırmızı Perde Üçlemesi‘nin üçüncü ve son halkası olan, 2001 yılına ilişkin Moulin Rouge! adlı bu dans, tiyatro, opera, fotoğraf ve müziği, beyaz perde ile harmanlayan filmimizde; İngiliz bir ozan olan Christian, şehrin yeraltı dünyasını yakalayan Bohem devrimini izlemek için Paris’e gider.
 

 

Christian bu süre içinde, Paris’in Montmartre Mahallesi’nde, sık sık ziyaret etmiş olduğu bir gece kulübü olan Moulin Rouge’daki dansçılardan birine delicesine âşık olur, sadece ortada büyük bir mesele vardır.

Zira oldukça kıskanç bir karakter yapısına haiz olan bir Dük de aynı kıza sırılsıklam aşıktır.
 

 

Artık ortada adım atmak suretiyle olan müzikal bir düello vardır.

Kulübün yıldız dansçısı ve kabare oyuncusu Satine ve Christian beraber kalmak için her şeye göğüs germeye çalışırken tehlikeli bir aşk üçgeni ortaya çıkar, sadece aşkın bile yenemeyeceği bir güç Satine’e zarar verir.
 

 

Belli olan şudur ki, bu aşkta yalnız iyi olabilen kazanacaktır.

Hikâyeyi özetlemek gerekirse, her şey özgürlük, güzellik, gerçek ve aşk hakkında fakat 1890’ların Paris’indeki bu gece kulübünde alevlenen aşkı, tutkuyu, kıskançlığı müzik ve dansla harmanlayıp özetleyen bu büyüleyici müzikalin mevzusu bununla beraber üç opera/operetten oluşan bir karışımdır.
 

 

Bohem arkadaşları olan, ölümcül hasta bir kıza âşık olan genç bir yazar, Henri Murger’in “La Vie de boheme” adlı romanından uyarlanan La Bohème’dendir.

Aşkın da gerçek ve idealist olabileceğini öğrenen Satine karakteri, Alexandre Dumas fils’in ölümcül hastalığı da içeren romanı “La Dame aux Camélias”a dayanan La Traviata’dan gelmektedir.
 

 

Son olarak, aşkını bulmak için Moulin Rouge’un yeraltı hayatına giren ve onu yukarı dünyaya geri götürmeye çalışan yazarın vaka örgüsü, Jacques Offenbach’ın “Orpheus in the Underworld” eserine dayanmaktadır.

Ve görkemli kostümleri, göz kamaştırıcı koreografisi ve görkemli sinematografisiyle bir kez daha seyircisini büyüleyen Baz Luhrmann tüm bu hikâyeyi Yunan mitolojisi Orpheus ve Eurydice trajedisinden esinlenerek birbirine harmanlamıştır.
 

 

Luhrmann’ın Oscar ödüllü müzikali Moulin Rouge! bir ihtimal klişe dolu bir aşk üçgeni olabilir, sadece filmin yönetmeni Baz Luhrmann, tanıdık bir vaka örgüsü üstünde taze ve çarpıcı bir özgünlük sergilemeyi bir kez daha başarmıştır.
 

 

2001 yılının en iyi on filminden biri seçilen Moulin Rouge! ek olarak 2010’da Birleşik Krallık’ta 150 bin kişinin katılmış olduğu bir ankette 2000’li yılların en iyi filmi seçilmiştir.
 

 

Film ek olarak, yapımcılığını Baz Luhrmann’ın üstlendiği, yedi milyondan fazla kopya satan ve Grammy ödüllü bir numaralı hit single “Lady Marmalade”in liderliğinde çifte platin plak kazanan başarı göstermiş bir film müziği albümünün doğmasını elde eden şarkılarıyla da müzikseverlerin gönlünü fethetmiştir.

Avustralya

Yönetmen: Baz Luhrmann / Oyuncular: Shea Adams, Eddie Baroo, Ray Barrett, Tony Barry, Jamal Sydney Bednarz, Damian Bradford, Bryan Brown, Nathin Butler, Tara Carpenter, Rebecca Chatfield, Lillian Crombie, Max Cullen, Essie Davis, Arthur Dignam, Michelle Dyzla, Haidee Gaudry, Sandy Gore, Terence Gregory, David Gulpilil, Jamie Gulpilil, Peter Gwynne, Sean Hall, Nigel Harbach, Joy Hilditch, Matthew Hills, Jimmy Hong, Bill Hunter, Jarwyn Irvin-Collins, Hugh Jackman, Robert Jago, John Jarratt, Eugene Kang, Nicole Kidman, Jacek Koman, Crusoe Kurddal, Liam Lannigan, Siena Larsson, Nathan Lawson, Cody Lea, Jack Leech, Charles Leung, Jacob Linger, Mark Malabirr, John Martin, Logan Mattingley, Adam McMonigal, Ben Mendelsohn, Dylan Minggun, Phillippe Moon, Nyalik Munungurr, Patrick Mylott, David Ngoombujarra, Barry Otto, Angus Pilakui, Robin Royce Queree, Mark Rathbone, Garry Scott, John Sheerin, Bruce Spence, Jack Thompson, Wah Yuen, Kerry Walker, Elaine Walker, Brandon Walters, John Walton, David Wenham, Matthew Whittet, Ursula Yovich, Brendan Byrne, Danielle Carey, Will Gabriel, Jedda, Shaun R.L. King, Bronte Larsson, Anton Monsted, Brennan Muhoberac, Harrison Norris, Chris Polzot, Derek Steen, Schuyler Weiss / Süre: 165 dakika
 

 

İkinci Dünya Savaşı’nın derhal öncesinde geçen, 2008 yılına ilişkin Australia adlı bu filmimizde; Nicole Kidman, Avustralya’da başarısız bir sığır çiftliğini miras alan varlıklı bir İngiliz hanım olan Lady Sarah Ashley’i oynuyor.

Lady Sarah, Şimal Avustralya’da kendisine miras kalan topraklardaki çiftliğini kurtarmak için ortalama iki bin baş sığırını Darwin’de satabileceği bir limana götürmek zorundadır, fakat onun bu çabalarını sabote etmeye emin olan King Carney isminde bir rakibi vardır.

Hal bu şekilde olunca Lady Sarah, sığırları sürmesi için bölgenin yerlilerinden, kaba ve sert mizaçlı bir çobanla mecburiyetten gönülsüzce bir antak kalma yapar.
 

 

Fakat süreç içinde onunla aynı safta yer almak istemese de buna zorunlu kalır hatta kaba saba olmasına karşın bu çekici insanla süre içinde aralarında fırtınalı bir aşk doğar.

Sadece tüm bu süre içinde oldukca mühim bir mesele karşılarına çıkar; bulundukları yerden oldukca uzakta olan topraklara varabilmek için yola çıktıktan sonrasında Darwin isminde şehrin Japon kuvvetleri tarafınca bombalandığını öğrenirler.

7 Aralık 1941’de Pearl Harbor’ın bombalanmasından sonrasında Japon İmparatorluk Birliği güneye doğru ilerlemiş ve silahlarını Avustralya’nın şimal bölgesindeki “Timsahlar Diyarı” olarak malum şehri Darwin’e yöneltmişlerdir.
 

 

Burası sığır baronları ve savaşçılar için serüven ve romantizmin bir yaşam biçimi haline geldiği bir yer olmasının yanı sıra bununla beraber melez Aborjin evlatların ailelerinden zorla alınıp beyaz toplumda hizmet etmesi için yetiştirildikleri de bir yerdir.

Film ilerledikçe Sarah, “Çalınmış Nesiller” teriminin doğmasına sebep olan bir siyaset sonucu yerli evlatları bölgeden uzaklaştırmak amacıyla onu gözaltına almaya emin olan beyaz yetkililerin elinden onlarca defa kaçarak saklanmak zorunda kalan Nullah isminde melez bir Aborjin çocukla bağ kurar.

Lady Sarah, tüm bu süre içinde tahmin edemeyeceği kadar oldukca şeyle yüzleşmek ve savaşım etmek zorunda kalır.
 

 

Billur Köşk (1939), Rüzgâr Benzer biçimde Geçti (1939), Afrika Kraliçesi (1951), Büyük Ülke (1958), Arabistanlı Lawrence (1962), Hekim Zhivago (1965) benzer biçimde filmlere yapmış olduğu göndermelerle dikkat çeken ve izlerken kendinizi iyi hissettiğiniz bu eski klasik filmlerden birini izliyormuş benzer biçimde hissettiren bu filmimizde Avustralya’nın kalbi ve ruhu, Avrupalı yerleşimcilerle kargaşa ve bunalımlı bir ilişkisi olan yerli halkının mitolojisi, Aborjin kültürü ve bilhassa onların doğayla olan ilişkisi Baz Luhrmann’ın yaratıcı vizyonunu ateşlerken bir çift film yıldızı, egzotik bölgeler ve bir yığın melodram ile etkisinde bırakan bir hikâye ortaya çıkar.

“Çalınmış Nesiller” ve taşranın görkemli cazibesi Baz Luhrmann’ın anlatısını güçlendirirken türler içinde gezinen filmimizde düşlem, müzik, aşk, anılar, hiddet, korku, nefret, huşu ve umuda dair her şey Avustralya’nın organik güzelliğinin ekranı doldurmuş olduğu benzer biçimde ekranı kaplar.

Sadece gene de böylesi cüretkâr göz kamaştırıcılığına karşın film bazı eleştirileri de bununla beraber getirir; bir kesim yirminci yüzyılın ortalarındaki kırsal Avustralya’nın gerçek koşulları hakkında oldukca azca şey anlattığından ve böylesi karmaşık bir zamanı basitçe vaka örgüsüne sıkıştırmakla yetindiğinden bahseder.
 

 

Bir kesim ise beyaz perde tarihinde iz bırakan Kırmızı Perde Üçlemesi’nden oldukca değişik olarak, seyirciye üstünde düşünmesi için bir şeyler vermek isteyen Baz Luhrmann’ın Avustralya’nın çalınmış nesil ve ırkçılıkla ilgili alacakaranlık zamanı hakkında trajik bir hikâye anlatmak istemesine karşın filmin komik bir güldürü benzer biçimde başladığı, derhal akabinde romantizmin devreye girmiş olduğu, sonrasında bir taşra macerasına, arkasından da bir cenk filmine dönüşmesi sebebiyle kafasının oldukca karışık bulunduğunu söyler.

Bu yüzden de pitoresk manzaraları, dijital olarak güçlendirilmiş sinematografisi ve baş döndürücü kamera emek harcaması ile teknik yönleri oldukça etkisinde bırakan olsa da şişirilmiş bir epik dramdan öteye gidemediği yönündeki yorumlar filmin vizyon yolculuğunu da etkisinde bırakır.

Baz Luhrmann bu filmden ilkin aslına bakarsak Antik Yunan Kralı Büyük İskender hakkında biyografik bir film yapmayı planlar.

Filmin başrollerinde de Leonardo DiCaprio ve Nicole Kidman yer alacaktır, sadece Oliver Stone, ondan ilkin davranarak Büyük İskender’i çekince Baz Luhrmann bu projesinden vazgeçerek bu filmi yazıp yönetmeye karar verir.
 

 

Fakat öteki taraftan Australia, Baz Luhrmann’a aslına bakarsanız en başından itibaren epey sorun çektiren bir film olmuştur; o şekilde ki oyuncu ekibindeki belirsizlikler sebebiyle proje bir süre askıya alınmış, sonrasında da Baz Luhrmann, Drover rolünü Russell Crowe yerine Hugh Jackman vermek zorunda kalmıştır.

Çekimleri 2007’nin ilk yarısında başlamasına karşın projedeki bu büyük aksaklıklar sebebiyle planlanan takvim sarkmış, bu da Baz Luhrmann’ın haiz olduğu bütçenin oldukça üstüne çıkarak projeyi bitirmesine sebep olmuştur.

Görkemli Gatsby

Yönetmen: Baz Luhrmann / Oyuncular: Lisa Adam, Frank Aldridge, Amitabh Bachchan, Steve Bisley, Richard Carter, Jason Clarke, Adelaide Clemens, Vince Colosimo, Max Cullen, Mal Day, Elizabeth Debicki, Leonardo DiCaprio, Joel Edgerton, Emmanuel Ekwensi, Eden Falk, Isla Fisher, Emily Foreman, Tiger Leacey Wyvill, Charlize Skinner, Garrett William Fountain, David Furlong, Daniel Gill, Iota, Price Johnson, Stephen James King, Goran D. Kleut, Kim Knuckey, Barrie Laws, Mark Lemon, John Maumau, Brendan Maclean, Tobey Maguire, Callan McAuliffe, Ben McIvor, Hamish Michael, Brian Rooney, Kevin McGlothan, Nick Meenahan, Olga Miller, Heather Mitchell, Carey Mulligan, Gus Murray, Kate Mulvany, Barry Otto, John O’Connell, Corey Blake Owers, Tasman Palazzi, Brenton Prince, Bryan Probets, Milan Pulvermacher, Alfred Quinten, Gadir Rajab, Jake Ryan, John Sheerin, Nicholas Simpson, Kasia Stelmach, Nick Tate, Jack Thompson, Kieran van Bunnik, Sylvana Vandertouw, Gemma Ward, Matthew Whittet, Felix Williamson, Bill Young, Nancy Denis, Kahlia Greksa, Karinna Greksa, Natasha Marconi, Jaclyn Seymour, Briden Starr, Charles Bartley, Veronica Beattie, Kane Bonke, Kirby Burgess, Henry Byalikov, Thomas Egan, Danielle Evrat, Ryan Gonzalez, Michelle Hopper, Lyndell Harradine, Lara Mulcahy, Romina Villafranca, Mitchell Woodcock, Kaylie Yee, Sophie Rose Holloway, James May, Zac McAliece, Alex Stewart, Mikaela Smith, Tiana Canterbury, Morgan Choice, Lisa Viola, Eden Dessalegn, Elenoa Rokobaro, Effie Nkrumah, Thabang Baloyi, Donna Stevens, Lil Tulloch, Erik Anderson, Shae Beadman, Taryn Beadman, Alison Benstead, Sarah Bishop, Mitchell Bowker, Julie-Anne Breen, Chris Broadbent, Joel Amos Byrnes, Elliott Collinson, Ryan Cooper, Saxon Cordeaux, Jeremy Costello, Arthur Dignam, Jeff Duff, Simon Edds, Rhianne Evelyn-Ross, Conor Fogarty, Jesse Michael Fullington, Paul Godfrey, Lara Goldie, Gareth Hamilton-Foster, Nigel Harbach, Denning Isles, Matt James, Georgia Jarrett, Shaun R.L. King, Hrvoje Klecz, Jacek Koman, Alex Lissine, Kate Little, Baz Luhrmann, Jesse McGoldrick, Corey Mills, Stefan Mogel, Rowan Moses, Emma Mothersdill, Brennan Muhoberac, Felix Orion, Jey Oz, Kai Pantano, Drew Pearson, Jaimee Peasley, Eddie Ritchard, Alexander Roberts, Cocheene Smith, Roger Adam Smith, Bruno Stephane, Leah Wood, Roberto Zenca / Süre: 143 dakika
 

 

Yirminci yüzyılın en iyi Amerikan romanlarından önde gelen F. Scott Fitzgerald’ın unutulmaz klasiğini gene kendine özgü bir halde yorumlayan Baz Luhrmann’ın 2013 yılına ilişkin olan The Great Gatsby adlı bu filmi; Fitzgerald’ın hikayesindeki benzer biçimde yazar olmak isteyen Nick Carraway’in Midwest’ten ayrılıp eğlence yaşamının gözdesi olan New York’a yerleşmesini ve tesadüfen milyoner Jay Gatsby ve onun çevresiyle yollarının kesişmesini konu alıyor.
 

 

Olayların yaşandığı 1922 senesi baharı, etik değerlerin çöktüğü, ışıltılı caz yaşam seçimi, kaçakçıların ve yükselen hisse senetlerinin zamanlarıdır.

Böylesi bir dönemde kendi Amerikan rüyasının peşinden giden Nick, kuzeni Daisy ve onun asil hovarda kocası Tom Buchanan yardımıyla gizemli milyoner Jay Gatsby’e komşu olur.
 

 

Eğlencede sınırın olmadığı, alkolün su benzer biçimde akmış olduğu göz kamaştırıcı ev partilerinin organizatörü olarak da büyük sükse meydana getiren Gatsby’nin kapıları her insana açık olduğundan hiç kimseye hususi bir çağrı göndermemesine karşın Gatsby’nin haiz olduğu zenginliğin kenarından bile geçemeyen Nick, bigün bu gizemli komşusundan davetiye alan ilk şahıs olarak bu partilerden birine katılır.
 

 

Birinci Dünya Savaşı sonrasında, günden güne güçlenen Amerikan ekonomisiyle kısa sürede sayılı zenginlerin arasına katılan ve verdiği ev partileriyle sosyete içinde bir efsaneye dönüşen Jay Gatsby isminde bu gizemli adam yardımıyla Nick, artık son aşama varlıklı insanların aşk ve entrika ile dolu hayatlarının içine girer.
 

 

Yazar olma basamaklarını tırmanan Nick bu hayata tanık oldukça imkânsız aşk, bozulamaz hayaller ve trajedilerle dolu bir hikâyeyi kaleme alarak günümüzün çağıl hayatına ayna meblağ.
 

 

Gatsby, eski ve yeni aristokrasiyi bir araya getirmiş olduğu bu heybetli partileri ile namını yürütürken, onun aslolan amacı seneler ilkin âşık olduğu fakat aralarındaki toplumsal statü farkı yüzünden beraber olamadığı Daisy Buchanan’ın sevgisini geri kazanmaktır.
 

 

Fakat bu ihtişamlı ve parıltılı Amerikan rüyasında Gatsby’nin hayalleri ve umutları, bencillik, hırs ve gururla karşılaşınca vakalar beklediğinden bambaşka bir hal alır.
 

 

Öte taraftan bu esrarengiz Amerikan rüyasının çöküşü de yaklaşmaktadır, dışarıdan görkemli görünen bu yaşamın örtbas etmeye çalmış olduğu gerçekler de su yüzüne çıkacaktır.

Böylelikle Nick oldukca geçmeden kendini, umutsuz bir duygusal, takıntılı bir kaçık ve servetine tutunan tehlikeli bir gangster olan Gatsby’nin saplantı, delilik ve trajedi dolu hayatına şahitlik ederken bulur.
 

 

86’ncı Akademi Ödülleri’nde film, aday gösterildiği “En İyi Yapım Tasarımı” ve “En İyi Kostüm Tasarımı” kategorilerinin her ikisinde de Oscar Ödülü’nü kazanmıştır.

Eleştirmenlerin bir çok uyarlamayı “romanın özünü yakalamak için şimdiye kadarki en iyi girişim” olarak nitelendirirken, Fitzgerald’ın torunu da filmi “Scott bunu görseydi gurur duyardı” diyerek övgülerini paylaştı.
 

 

Ayrıca, şatafatlı partileri ile baş döndüren, müzikleri ile büyüleyen, atmosferi ve dönemin kostümleri ile göz kamaştıran bu filmin çekimleri esnasında Baz Luhrmann’ın kafasına hareketli bir kamera vinci çarpması ve arkasından üç dikiş atılması yapımın kısa bir süre ertelenmesine sebep olmuştu.

Elvis

Yönetmen: Baz Luhrmann / Oyuncular: Austin Butler, Tom Hanks, Olivia DeJonge, Helen Thomson, Richard Roxburgh, Kelvin Harrison Jr., David Wenham, Kodi Smit-McPhee, Luke Bracey, Dacre Montgomery, Leon Ford, Gary Clark Jr., Yola, Natasha Bassett, Xavier Samuel, Adam Dunn, Alton Mason, Shonka Dukureh, David Gannon, Shannon Sanders, Charles Grounds, Josh McConville, Kate Mulvany, Gareth Davies, Chaydon Jay, Christian Kisando, John Mukristayo, Miles Burton, Gad Banza, Aristene Kisando, Senayt Mebrahtu, Princess Mariama Andrews, Sharon Brooks, Nicholas Bell, Anthony Phelan, Sandro Colarelli, Cle Morgan, Charles Allen, Natalie Bassingthwaighte, Liz Blackett, Mike Bingaman, Christian McCarty, Tony Nixon, Andrea Moor, Mark Leonard Winter, Hugh Parker, Thomas Larkin, Hilton Hyppolite Denis, Christopher Sommers, Brad Leaver, Simon Mallory, Terepai Richmond, Alex Knight, Jordan A. Holland, Lenesha Randolph, Elizabeth Cullen, Angie Milliken, Luke Corrin Care, Jack McGirr, Miranda Frangou, Lakota Johnson, Ruby Gonzales-Judd, Greg Powell, Patrick Shearer, Sarah Ogden, Iain Gardiner, Melina Vidler, Connor Barton, Jack Daniel, Vanesa Everett, Joshua Fisk, Zachary Van Zandt, Sam Arnold, Mikaela Bradshaw, Lamar Brown, Meganne Byng, Kyle Byrne, Linda Chien, Tom Coyle, Josie Cross, Shé D’Montford, Florian Delain, Liam Donnelly, Jamie Martin Duncan, Roger Dvorak, Lachlan Engeler, Sinirli Goodman, Daniel Goodwin, Pierce Gordon, Mia Grunwald, Tonia Renee Hammerich, Liam Head, Elke Hinrichsen, Stephen Hirst, Graeme Isaako, Alyson Joyce, Murran Kain, Cale Kampers, Jenna Kenney, Joel Knights, Rae Leigh, Jasmine Liew, Cameron Alexander McDonald, Gracen Newton, Scott Nielsen, Amanda O’Dempsey, Peter O’Hanlon, Nathalie Oliveira, Logan Skye Owen, Renee Petersen, Georgie Pilling, Afik Ahmed Pious, Ethan Pond, Jade Prechelt, Isaac Priest, Alex Radu, Johnny Reardon Jr., Laura Reid, Isabel Riley, Lynne Rose, Stephanie Ross, Matthew Scully, Jaz Sebastian, Michaela Shuttleworth, Rachel Sinclair, Bomber Hurley Smith, Debora Tamay, Chase Vollenweider, Lillie Wallace, Rachael Ward, Katrina West, Ally Wright / Süre: 159 dakika
 

 

Çekimleri pandemi öncesinde süregelen ve pandemi sürecinde de devam ederek dört uzun yıl süresince devam eden ve sonunda dünya prömiyerini kısa bir süre ilkin Cannes Film Festivali’nde gerçekleştiren Baz Luhrmann’ın ilk biyografik filmi olan Elvis; Rock ‘N’ Roll müziğin kralı Elvis Presley’nin yaşamını, müziğinin gelişimini ve iyi mi bir ikona dönüştüğünü konu alıyor.
 

 

Filmin başlangıcında Albay Tom Parker belirgin bir nüzul sebebiyle evinde yığılır ve hastaneye kaldırılır.

Hastane yatağında ölmek üzereyken, haber kaynakları onu bir yalancı ve dolandırıcı olarak manşetlere taşır.

Bunun üstüne Parker kendisi anlatmaya adım atar; birçoğu onu kötü karakter olarak gösterse de o kendisini dünyaya Rock and Roll kralı Elvis Aaron Presley’i kazandıran adam olarak gördüğünü söyler.
 

 

Bu çerçevede, Elvis Presley’nin yaşamının bilinmeyenlerinin gözler önüne serildiği filmimizde Elvis’in yaşam yolculuğu, onu hemen hemen kimse tanımazken keşfeden ve müzik yolculuğunda yanında yer edinen esrarengiz menajeri Albay Tom Parker’ın anlatımı ile şekillenmeye adım atar.

Elvis’in ırkçılığa karşı duruşundan tutun depresyona girişine kadar birçok değişik tema üstünde duran hikâye, ABD’da gelişen kültürel görünüm ve masumiyetin kaybolmaya başladığı zeminde, Elvis’in şöhrete yükselişinden, benzeri görülmemiş bir yıldıza dönüştüğü yirmi yılı aşkın sürede, Elvis ve menajeri Albay Tom Parker’ın arasındaki karmaşık birlikteliğin dinamiğini de gözler önüne serer.
 

 

Bu yolculuğun merkezinde Elvis Presley’nin hayatındaki en mühim ve etkili insanlardan önde gelen Priscilla Presley de yer alır.

Sinematografi, soundtrack ve kostüm seçimi benzer biçimde birçok teknik ayrıntıyı kusursuz bir titizlikle ele alan Baz Luhrmann bu filmiyle bir kez daha övgüler toplamayı başarır.
 

 

Baz Luhrmann’ın beyanına bakılırsa, filmin dört saatlik bir kesiti vardır, fakat bu kesintinin yayınlanıp yayınlanmayacağı hemen hemen belli değildir.

Elvis, 2018 yapım Bohemian Rhapsody’den sonrasında en oldukca kazanç meydana getiren ikinci müzikal yaşam öyküsü filmi olmuştur.

Kronolojik olarak öteki emekleri

Oldukca erken yaşlarda sahneyle tanışan Baz Luhrmann lise yıllarında Shakespeare’in “Henry IV, Bölüm 1” yapımında rol almaya başladı.

Baz Luhrmann tv kariyerine ise ilk kez ödüllü bir Avustralya tv dizisi olan “A Country Practice” dizisinde oynayarak başladı, dizinin dört bölümünde yer edinen Luhrmann, 1981 ve 1982 yılları aralığında Jerry Percival rolünü canlandırdı.

1981 senesinde da ilk kez “Winter of Our Dreams” adlı duygusal drama türündeki bir filmimizde almış olduğu rol ile bir erkek oyuncu olarak beyaz perde hayatına adım attı, sadece bir erkek oyuncu olarak dikkatleri üstüne çekmiş olduğu ilk yapım 1982 yılına ilişkin “The Highest Honor” adlı film oldu.

1982 senesinde tv ve beyaz perde deneyimlerinden kazanılmış olduğu parayı kullanarak, gelecekteki arkadaşları ve işbirlikçileri Nellee Hooper ve Gabrielle Mason ile kendi tiyatro şirketi olan The Bond Theatre Company’yi kurdu.

1983 senesinde bir grup sokak çocuğuyla yaşamış olduğu tartışmalı bir tv belgeseli olan “Kids of the Cross”ta yer aldı.

Seneler içinde “All’s Well That Ends Well”, “Funeral Games” ve “Holiday Makers” benzer biçimde oyunlardaki performansıyla Avustralya tiyatro sahnelerinin mühim bir figürü oldu.

Ek olarak başta İtalyan besteci Giacomo Puccini’nin “La boheme” eseri olmak suretiyle oluşturduğu pek oldukca sahne prodüksiyonuyla Broadway ve opera hayatına katkıda bulunmuş oldu.

Prömiyeri Wharf Theatre’da meydana getirilen “Strictly Ballroom” adlı kısa oyun da dahil olmak suretiyle teatral başarılarından sonrasında Baz Luhrmann bir yönetmen olarak beyaz perde hayatına geçiş yapmış oldu.

Ek olarak 1990’ların sonunda RCA Records ile iş birliği içinde kendi plak şirketi olan House of Iona’yı kurdu.

Baz Luhrmann 1993 senesinde, eski Avustralya başbakanı Paul Keating’in seçim kampanyasına yardım etti.

1997 senesinde ise karısı Catherine Martin ile beraber “Bazmark” adını verdikleri kendi şirketini kurdu.

Tüm bu süre içinde perakende satış, mimari ve tasarım projelerinde kendi tarzını yaratan Baz Luhrmann’ın kabiliyetleri geleneksel medya ve eğlence dünyasının dışına taştı; 2004 senesinde Luhrmann, Nicole Kidman ve Rodrigo Santoro’nun başrollerini paylaşmış olduğu, Kırmızı Perde Üçlemesi‘nden esinlenerek Chanel No 5 için “N° 5 the Film” adlı milyonlarca dolarlık bir reklam filmini yönetti.

Moda ve sanat dünyalarıyla derinden ilgili olan Luhrmann’ın bu reklam filmi, şimdiye kadar yapılmış bir reklam için en yüksek bütçeyle Guinness Dünya Rekoru’na haiz olurken bununla beraber markalı içerik türüne öncülük eden bir yapım olarak pek oldukca ajansa da esin verdi.

Metropolitan Sanat Müzesi ile yakın iş birliği içinde çalışan Baz Luhrmann, her yıl düzenlenen Met Gala’ya başkanlık ederken, ek olarak müze için Miuccia Prada ve Elsa Schiaparelli’yi kutlayan bir kısa filme de imza attı.

2010 senesinde, Baz Luhrmann ve ressam Vincent Fantauzzo, onları Hindistan’a götürmüş olan bir sanat girişimine imza attılar ve burada otellerin duvarlarında, Rajasthan sokaklarında ve 17’nci yüzyıldan kalma kalelerde çeşitli sanat eserleri yarattılar.

2016 senesinde ortak yapımcı olarak tv hayatına geri dönen Baz Luhrmann, 1970’lerde Hip Hop’un doğuşunu özetleyen Netflix dizisi “The Get Down”da ödüllü oyun yazarı Stephen Adly Guirgis ile iş birliği yapmış oldu.

Değişen kültürel ve politik dönüşüm esnasında hip hop, punk ve disko yükselişinin öyküsünü özetleyen bu mini dizi, devrin mühim zamanı figürlerinin çoğunun gösterinin gelişiminde merkezi rollere dahil etmesi, canlı müziği, taze ekibi ve özgünlüğü ile övgüler topladı.

  • Hayallerimizin Kışı (Winter of Our Dreams, 1981, Beyaz perde)
  • Bir Ülke Uygulaması (A Country Practice, 1981-1982, Tv dizisi)
  • Bu Gece Yalnız mısın? (Are You Lonesome Tonight?, 1982, Tiyatro oyunu)
  • En Yüksek Onur (The Highest Honor, 1982, Beyaz perde)
  • Karanlık Oda (The Dark Room, 1982, Beyaz perde)
  • Fanshen (1982, Tiyatro oyunu)
  • Haçlı Çocuklar (Kids of the Cross, 1983, Belgesel)
  • Dans ve Aşk (Strictly Ballroom, 1984, Tiyatro oyunu)
  • Sonu İyi Biten Tüm Şeyler İyidir (All’s Well That Ends Well, 1984, Tiyatro oyunu)
  • Tatilciler (Holiday Makers, 1984, Tiyatro oyunu)
  • Mükemmel Performanslar (Great Performances, bölüm “La boheme”, 1994, Tv dizisi)
  • Cenaze Oyunları (Funeral Games, 1985, Tiyatro oyunu)
  • Hayatta Bir Kere (Once in a Lifetime, 1985, Tiyatro oyunu)
  • Oda Müziği (Chamber Music, 1985, Tiyatro oyunu)
  • Rüya Oyunu (Dreamplay, 1985, Tiyatro oyunu)
  • Yunanlılar (The Greeks, 1985, Tiyatro oyunu)
  • Timsah Deresi (Crocodile Creek, 1986, Tiyatro oyunu)
  • Cenup Kutbunun Fetih edilmesi (The Conquest of the South Pole, 1989, Tiyatro oyunu)
  • Aşk Havadadır (John Paul Young: Love Is in the Air, 1992, Video müzik klibi)
  • Bir Yaz Gecesi Rüyası (A Midsummer Night’s Dream, 1993, Tiyatro oyunu)
  • Puccini’s La boheme (2002, Tiyatro oyunu)
  • Chanel N°5: The Film (2004, Reklam filmi)
  • Belden Yukarı/Belden Aşağı (Waist Up/Waist Down, 2012, Kısa film)
  • Çirkin Şık (Ugly Chic, 2012, Kısa film)
  • Gerçeküstü Vücut (The Surreal Body, 2012, Kısa film)
  • Egzotik Vücut (The Exotic Body, 2012, Kısa film)
  • Klasik Vücut (The Classical Body, 2012)
  • İmkansız Konuşmalar (Schiaparelli & Prada: Impossible Conversations, 2012, Kısa film)
  • Naif Şık (Naïf Chic, 2012, Kısa film)
  • Sert Şık (Hard Chic, 2012, Kısa film)
  • Chanel N°5: İstediğim Şahıs (Chanel N°5: The One That I Want, 2014, Reklam filmi)
  • Aşağıya İn (The Get Down, bölüm “Where There Is Ruin, There Is Hope for a Treasure”, 2016, Tv dizisi)
  • ERDEM x H&M: Çiçeklerin Gizli saklı Yaşamı (ERDEM x H&M: The Secret Life of Flowers, 2017, Kısa film)

Ödüller

  • 1992 Avustralya Film Enstitüsü Ödülleri: En İyi Senaryo & En İyi Yönetmen (Strictly Ballroom)
  • 1992 Cannes Film Festivali Gençlik Ödülü: En İyi Yabancı Film (Strictly Ballroom)
  • 1992 Heartland Film Truly Moving Picture Ödülü (Strictly Ballroom)
  • 1992 Şikago Internasyonal Film Festivali Gümüş Hugo Ödülü: En İyi İlk Film (Strictly Ballroom)
  • 1992 Toronto Internasyonal Film Festivali Halkın Seçimi Ödülü (Strictly Ballroom)
  • 1992 Vancouver Internasyonal Film Festivali: En Popüler Film Ödülü (Strictly Ballroom)
  • 1993 Bulgaristan, Aşk Aptallıktır Internasyonal Film Festivali: Altın Afrodit Ödülü (Strictly Ballroom)
  • 1993 Danimarka Film Ödülleri: En İyi Yabancı Film Robert Ödülü (Strictly Ballroom)
  • 1993 Londra Eleştirmenler Birliği Film Ödülleri: Senenin Yeni Geleni (Strictly Ballroom)
  • 1997 Avrupa Film Ödülleri: En İyi Avrupa Dışı Film (Strictly Ballroom)
  • 1997 Berlin Internasyonal Film Festivali: Alfred Bauer Ödülü (Romeo + Juliet)
  • 1998 ARIA Müzik Ödülleri: En İyi Video (Now Until the Break of Day)
  • 1998 BAFTA Ödülleri: En İyi Uyarlama Senaryo & Yön İçin David Lean Ödülü (Romeo + Juliet)
  • 1999 Avustralya Film Enstitüsü Byron Kennedy Ödülü
  • 2001 ACCA (Awards Circuit Community Awards): En İyi Beyaz perde Filmi (Moulin Rouge!)
  • 2001 Avrupa Film Ödülleri: Ekran Internasyonal Ödülü (Moulin Rouge!)
  • 2001 Dünya Film Müziği Ödülleri: Bir Film Müziğinde Mevcut Malzemenin En Yaratıcı Kullanımı (Moulin Rouge!)
  • 2001 Hollywood Film Ödülleri: Senenin Hollywood Filmi (Moulin Rouge!)
  • 2002 Altın Küre Ödülleri: Müzikal Kategoride En İyi Beyaz perde Filmi (Moulin Rouge!)
  • 2002 ABD Yapımcılar Birliği Ödülü: En İyi Film (Moulin Rouge!)
  • 2002 Avustralya Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri: En İyi Yönetmen (Moulin Rouge!)
  • 2002 Birleşik Krallık Empire Ödülleri: En İyi Yönetmen (Moulin Rouge!)
  • 2002 Broadcast Film Eleştirmenleri Derneği Eleştirmenlerin Seçimi: En İyi Yönetmen (Moulin Rouge!)
  • 2002 Danimarka Film Ödülleri: En İyi Amerikan Dışı Film Robert Ödülü (Moulin Rouge!)
  • 2002 Eleştirmenlerin Seçimi Film Ödülleri: En İyi Yönetmen (Moulin Rouge!)
  • 2002 Palm Springs Internasyonal Film Festivali: Sonny Bono Vizyoner Ödülü
  • 2002 PGA Ödülleri Tiyatro Beyaz perde Filmlerinin Üstün Yapımcısı (Moulin Rouge!)
  • 2002 Prêmio Guarani: En İyi Yabancı Film (Moulin Rouge!)
  • 2002 Satellite Ödülleri: En İyi Film & En İyi Yönetmen Altın Uydu Ödülü (Moulin Rouge!)
  • 2002 Internasyonal Ekran Ödülleri: Tiyatro Yayınları – Renk Düzeltme (Moulin Rouge!)
  • 2002 Vancouver Film Eleştirmenleri Birliği: En İyi Yönetmen (Moulin Rouge!)
  • 2008 Çağdaş Sanat Müzesi Film Faydası Onur Ödülü
  • 2008 Satellite Ödülleri: Auteur Yönetmen Ödülü
  • 2009 Giffoni Film Festivali: François Truffaut Ödülü
  • 2010 CinEuphoria Ödülleri: On Senenin En İyi Filmleri – Internasyonal Yarışma (Moulin Rouge!)
  • 2013 Avustralyalılar Filmimizde: Orry-Kelly Ödülü (Moulin Rouge!)
  • 2014 Avustralya Beyaz perde ve Tv Sanatları Akademisi Ödülleri: En İyi Film & En İyi Yönetmen (The Great Gatsby)
  • 2016 Clio Ödülleri: Onur Ödülü
  • 2017 Müzik Denetçileri Birliği Ödülleri: Tv İçin Oluşturulmuş En İyi Şarkı/Kayıt (The Get Down)
  • 2020 Tony Ödülleri: En İyi Müzikal (Moulin Rouge!)

 

 

*Bu makalede yer edinen fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.